Zaruri Açıklama

Allah'ın ipine sarılın başlıklı yazımla ilgili iki dost yorum yazmışlar. Teşekkür ederim. Yazının okunması ve müspet manada tenkit edilmesinden gayet memnun olduğumu belirtmem lazım. Okuyan ve yorumlayan arkadaş/dostlara en kalbi teşekkürlerimi sunarım. Yazıdaki bazı hususların tarafımdan tam olarak ifade edilemediğini düşündüğüm için bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım. 
1- Peygamber Efendimiz ve Hulefa-i Raşidin elbetteki yönetici idiler. Asr-ı Saadette Peygamber Efendimizin liderliğinde bir devlet kuruldu. Bu devlet dört halife döneminde büyüdü ve gelişti. Hudeybiye anlaşmasının en büyük siyasi özelliği Müslümanların Putperest Mekke Şehir Devleti tarafından hukuki ve siyesi olarak tanınmasıdır.
Günümüze gelirsek, büyük ihtimalle dünyada da aynıdır ama özellikle ülkemizde, siyaset ve politikanın  dana doğrusu siyasetçi ve politikacı dediğimiz kişilerin içinde bulundukları durumu görüyor ve takip ediyorum. Yaşım 52 ve yaklaşık 45 yıldır okurum. Doğrudan ve resmi olmasa da gayri resmi olarak, her Türk vatandaşı gibi siyaseti takip ettim. Okuduklarım ve dinlediklerimden sebep; Derviş meşrep insanların günümüz siyasetinden uzak durması gerektiğini düşünüyorum. 
(İnternette merhum M.Yazıcıoğlu il ilgili ibur hikaye anlatılır. Şöyle ki:Malumunuz merhum M.Raşit Erol('ra) a kalbi bağı vardı. Siyasete girmek için izin istediğinde Seyda ona bir hikaye anlatmış ve siz bilirsiniz demiş.
 Kendi yaşadığım bir olay ise şöyle: Birlikte sohbete gittiğimiz sevdiğim bir arkadaşımız siyasi bir görev aldı. Bir süre sonra tamamen farklı bir zihniyette karşılaştık. Elbette ki Müslüman siyasetin dışında kalmamalı, ben kendi adıma uzak durmayı tercih ederim. Yazdığım yazıda kendi müşahadelerimi yazdığım için kimseye telkinde bulunmadığımı düşünüyorum. Aksi anlaşılmış ise özür dilerim.
2- Doğrudur Peygamber Efendimiz Peygamber, İmam, Devlet başkanı, koca, baba olarak hayatın hen alanındaydı ve mutlaka konuştu. Ama sukuneti daha çok seviyordu. Konuyla ilgili İman&İhsan sitesindeki bir yazıyı paylaşmak isterim.  

Çok Konuşmanın Zararları Hakkında Hadisler

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- buyurur:

“Çok konuşan, çok yanılır. Çok yanılan kimsenin, hayâ duygusu azalır. Hayâ duygusu azalan kimsenin, günah ve harama düşme endişesiyle şüphelilerden sakınma titizliği kaybolur. Şüphelilerden sakınma titizliği kaybolan kimsenin ise kalbi ölür.”

Lisanda gerekli gereksiz çokça tekrar olunan kelimelere “pelesenk” denir ki, bu bir konuşma zaafıdır. Hele böyle bir kelime, yakışıksız veya kaba ifâdeli ise, bunun mahzûru çok daha büyüktür. Sâlih insanları incitip uzaklaştıracak bu kötü huy, mü’minlere aslâ yakışmaz.

ALLAH KATINDA EN KÖTÜ KİMSE

Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

“Allah katında en kötü kimse, ağzının bozukluğundan dolayı insanların kendisiyle buluşmayı ve görüşmeyi terk ettiği kimsedir.” buyrulur. (Buhârî, Edeb, 48)

Yine Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- konuşma esnâsında kaba ve çirkin kelimelerin kullanılmasını istemez, aynı mânâyı ifâde eden farklı kelimeler varsa, edep ve nezâkete en uygun olanının tercih edilmesini tavsiye ederdi.

SÜSLÜ SÖZLERLE EDEBİYAT YAPMAYA KALKIŞMAK ÎTİBARI ZEDELER

İnsanları aldatmak için sözü allayıp pullamak, bir şeyi olduğundan farklı göstermek maksadıyla mübâlağalı ve yaldızlı lâflar [1] kullanmak da Kur’ân’ın men ettiği bir konuşma tarzıdır. Mü’min, sözlerinin kolay anlaşılır olmasına dikkat etmelidir. Konuşmaktan maksadın, merâmını net bir şekilde ifâde etmek olduğunu unutmamalıdır. Tasannûya kaçmak, yani gayr-i tabiî bir sûrette süslü sözlerle edebiyat yapmaya kalkışmak ve bilgiçlik taslamak, muhâtaplar nazarındaki îtimat ve îtibârı zedeler. Sadece konuşmuş olmak için böyle davranıldığı düşüncesini doğurur.

KIYAMET GÜNÜ İBÂDETLERİ KABUL EDİLMEYEN KİMSE

Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- bu tip konuşmaların ilâhî gazabı celbettiğini haber vermiş ve bir defasında da şöyle buyurmuştur:

“Kim, insanların kalbini çelmek (kendine çekmek) için kelâmın (şatafatlı) kullanılışını öğrenir, (insanları bıktırırcasına) sözü gereğinden fazla uzatırsa, Allah kıyâmet günü ondan ne farz ne nâfile hiçbir ibâdetini kabul etmez!” (Ebû Dâvud, Edeb, 86/5006)

Bu sebeple sözü fazla uzatmadan, kısa ve öz bir şekilde ifâde etmek gerekir. İfâdelerimiz berrak bir su gibi duru, sade, fakat akıcı olmalıdır. Zira Hazret-i Mevlânâ’nın ifâdesiyle:

“Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler.” 

Lâfı uzatmak, dönüp dolaşıp aynı şeyi tekrarlamak, hem muhâtabı sıkar hem de onu anlayışsız yerine koymak olur. Buna edebiyatta “itnap” yani sözde gevezelik denir.

GÜZEL KONUŞMAK İÇİN ÖNCE DİNLEMEYİ ÖĞRENMEK GEREKİR

Güzel konuşmak için, evvelâ dinlemeyi öğrenmek de şarttır. Cenâb-ı Hak, çok dinleyip az konuşması için insana iki kulak, bir dil bahşetmiştir. Gereksiz yere çok konuşmak, insanı gözden düşürür. Bir de içi boş tartışmalarla uzun uzadıya konuşup vakit isrâfından sakınmalıdır.

İmam Evzâî (v. 157) der ki:

“Allah, bir topluluğa şer murâd ederse, onlara gereksiz yere cedel (tartışma) kapısını açar ve onları amelden alıkoyar.” 

ALLAH'I ZİKRETMEK KALBİ DİRİLTİR

Bu yüzden gereksiz çekişmeler ve boş lâkırdılar da konuşmanın isrâfı cümlesindendir. Rasûl-i Ekrem -sallâllahu aleyhi ve sellem- buyururlar ki:

“İnsanoğlunun konuşmaları lehine değil, aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmek veya kötülükten men etmek için yaptığı konuşmalar bunun dışındadır.” (İbni Mâce, Fiten, 12)

“Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. Söylenen şey zikrullâh olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allâh’ı çokça zikret. İşte bu, kalbi diriltir.” (Ali el-Müttakî, no: 1896)

“...Hayırlı şeyler konuşmak, sükûttan daha iyidir; sükût da kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir.” (Hâkim, III, 343; Beyhâkî, Şuab, IV, 256/4993)

AKIL HAFİFLİĞİNİ GÖSTEREN İKİ ŞEY

Dolayısıyla nerede, ne zaman ve ne kadar konuşacağını iyi ayarlamak gerekir.

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî ne güzel söyler:

“İki şey akıl hafifliğini gösterir:

  • Söyleyecek yerde susmak,
  • Susacak yerde söylemek.”
  • Dipnot: 1) el-En’âm, 112.

    Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından, Erkam Yayınları

    https://www.islamveihsan.com/cok-konusmanin-zararlari-hakkinda-hadisler.html

    Yanlış anlaşılmadan dolayı herkesten özür dilerim.

    Sitedeki
    Yazarın
    Önceki YazıSonraki Yazı
    Önceki YazıSonraki Yazı
    ( Zaruri Açıklama başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 30.09.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )