The Sacred Mausolo Of Bibi Shahrbanoo
THE SACRED MAUSOLO OF BİBİ SHAHRBANOO
----TANRIÇA ANAHİTA’NIN ŞİFRELERİ----
Başlıktaki Yazı yani ‘’ THE SACRED MAUSOLO OF BİBİ SHAHRBANOO’’ İran’da Eski Rey denilen bölgede( Bugünkü Tahran’da ) bir türbenin tanıtım panosunda yazan yazının İngilizce metninin başlığıdır.
Türkçesi: ‘’Bibi Şehribanu’nun Kutsal Türbesi’’
Tabii ki bilmeyenler ‘’ İranlı ünlü birinin türbesiymiş’’ diye düşünebilirler ama türbedeki kişi aslında bizim de bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığım biri adına yapılmış bir türbe.
Kim o biri? Ya da şöyle sorayım: İranlıların Bibi Şehribanu dedikleri ve türbesine bir kutsallık atfettikleri kişi kimdir?
Bu kişi Hz. Hüseyin’in eşi Şehribanu’dan başkası değildir.
Hz. Hüseyin’in eşinin türbesinin taa İran’da işi ne?
İşte bu sorunun cevabı oldukça karışıktır.
O halde gelin en baştan başlayalım. ( Yazdıklarımın hiç bir tarihi değeri yoktur ama İranlılar bu yazdıklarıma inanıyorlar büyük bir çoğunluk olarak. Okuyacaklarınız onların söyledikleridir. Arada yer yer köşeli parantez içinde bu söylenenlere yapılan itirazları da yazacağım. )
İran’da hüküm süren Sasaniler ile Hz. Ömer’in halifeliği sırasında savaşlar yapılır ve bu savaşlar sonunda Sasani Devleti yıkılır. Son hükümdar III. Yezdcerd kaçar çöllere sığınır kızları ise esir edilerek Medine’ye getirilir. ( III. Yezdcerd’in üzerindeki paralar sebebiyle bir değirmenci tarafından öldürüldüğü rivayet edilir.)
Kız Medine’ye getirildiğinde özellikle Medineli kadınlar ve kızlar onu görmek için akın ederler mescide.
Kız mescide girdiğinde yüzündeki peçeyi açar ve mescidin içi bir anda ışıkla dolar.
Sonra Hz. Ömer girer mescide. Kız yüzünü kapatır. Hz. Ömer bu kızın yüzündeki peçeyi açıp yüzüne bakmak istediğinde kız geri çekilir ve kendi dilinde ‘’Hürmüz’ün yüzü aşağılanmadan kızarıyor.’’ der.
Hürmüz kim peki?
Efendim İran o yıllarda Zerdüşt inancına sahip ya. Hürmüz onların iyilik tanrısı. ( Kötülük tanrıları da Ehrimen.)
Hz. Ömer kızın kendisine hakaret ettiğini sanarak üzerine yürüdüğü anda Hz. Ali ‘’ Dur ! o sana hakaret etmedi. Onun dilini bilmediğin için yanlış zanna kapıldın.’’ Der.
Hz. Ömer daha sonra ‘’ Bunları götürün esir pazarında satın(!) ‘’ der. Hz. Ali bir kez daha ortaya atılır ve ‘’ Dur ya Ömer ! Kızı serbest bırakalım buradaki erkeklerden birini kendisine koca olarak seçsin. Her kimi seçerse de onun ganimet payı olsun ve kıza kimse dokunmasın.’’ Der. Hz. Ömer bu teklifi kabul eder. ( Tabii ki adamlar Hazreti Ömer Demiyorlar. Sadece Ömer diyorlar.)
Hz. Ali durumu kıza bildirdiğinde kız gözüyle etrafı tarar ve birden kalbi küt küt atmaya başlar. Neden mi?
Çünkü yıllar önce rüyasına girmiş olan Hz. Fatıma’nın ( Hz. Ali’nin eşi ) ‘’ iyi bir insan ol. İleride muhteşem bir evlilik yapacaksın. Evleneceğin kişi de işte budur.’’ Diyerek resmini gösterdiği Hüseyin ( Hz. Ali’nin oğlu ) tam karşısında durmaktadır.
Yavaş adımlarla ilerleyip elini Hz. Hüseyin’in başının üstüne koyar.
Hz. Ali de oğlu Hüseyin’in başına elini koyar ve ona ‘’ bu kızdan insan oğlunun en asilleri dünyaya gelecek.’’ Der. ( Bu cümle çok önemli )
Daha Sonra Hz. Ali kıza adını sorar. Kız da ‘’ Cihan Şah’ın Kızı ‘’ diye cevap verir ( Cihan Şah Dünyanın kralı anlamına geliyor.)
Hz. Ali kıza ‘’ Bundan sonra adın Şehribanu olsun.’’ Der. ( Yani Toprağın Hanımı---Hz. Ali’ye bilindiği gibi Peygamberimiz ‘’ Ebu Türab( Toprağın babası’’ adını vermiştir. Hz. Ali Toprağın babası olarak aynı zamanda Hz. Hüseyin’in de babasıdır. Dolayısıyla da gelinine ‘’Toprağın Hanımı’’ Diye isim koymuştur Sünni inancı ve kaynaklarına göre. )
Sonra bu kız Hz. Hüseyin’le evlenir. [ İşin ilginci en eski Tarihi kaynaklardan olan Taberi Tarihinde de İbn’ül Esirde de III. Yezdcerd’in yenilgiden sonra nerelerde yaşadığı ve kimlerle temas ettiği en ince ayrıntısına kadar vardır ama kızlarının esir edilip Medine’ye getirildiğine dair hiç bir kayıt yoktur. Böyle bir ayrıntıyı atlamış olmaları ise mümkün değildir. ]
Evet...Buraya kadar olan kısma dahi pek çok itirazlar yapılmış olmakla birlikte o itirazları ele alıp konuyu uzatmayacağım zira asıl dananın kuyruğunun koptuğu yere henüz gelmedik.
Yaklaşık olarak bütün Şii veya Sünni kaynaklarına göre Şehribanu 658 Yılında oğlu Zeynelabidin’i dünyaya getirirken veya getirdikten çok kısa süre sonra vefat etti ve Medine’de defnedildi. [ Bu konuda Şii ve Sünni kaynakları büyük ölçüde ittifak halindedirler.]
658 de ölüp de defnedildiğine göre artık onunla ilgili söylenecek söz de 658 yılı itibariyle noktalanmış olur değil mi? Ama maalesef öyle değil. Şii İran hem ‘’658 de İmam Zeynelabidin’i dünyaya getirirken/ veya getirdikten çok kısa süre sonra öldü.’’ Der hem de şu hikayeyi anlatır:
‘’Hz. Hüseyin’in eşi Şehribanu 680 yılındaki Kerbela olayı esnasında Hz. Hüseyin’in yanında yani Kerbela’da idi. Hz. Hüseyin ona ‘’ Bu senin savaşın değil Araplar arasında bir savaştır. Sen doğruca kendi kavminin yanına git. Orada güvende olursun.’’ Dedi. Şehribanu da Hz. Hüseyin’in atı Zül Cüneh’e bindi ve İran’a doğru at koşturmaya başladı [ Yani bir anne Kerbela Savaşı sırasında babasının yanında olan 12 Yaşındaki oğlu Zeynelabidin’i savaş meydanında bırakıp kendi canını kurtarmak için kaçıyor(!) Tabii ki burada da bir ilginçlik vardır zira Hz. Zeynelabidin 658 yılında doğduğuna göre Kerbela’da 22 Yaşında olması gerekir oysa hemen hemen tüm anlatımlarda ‘’Henüz daha 12 yaşında bir çocuktu.’’ Diye anlatılır. Şehit kardeşi de öyle... Kerbela’da 25 yaşında şehit olan Hz. Hüseyin oğlu Ali ( Ali Asgar) hep ‘’Henüz minicik bir çocuktu.’’ diye anlatılır. Bir tavuk bile söz konusu yavrusu olunca adeta kartala dönüşürken eski bir prenses ve Hz. Hüseyin gibi bir insanın eşi yavrusunu o ateşin içinde bırakıp kaçar mı dersiniz? ]
Sonra?
Sonra tabii o kaçarken peşinden gelenler var onu yakalamak için. O kaçtı takipçiler kovaladı derken bu takip taaa Eski Rey ( bugünkü Tahran ) Şehrine kadar devam etti.
Peşindekiler Şehribanu’yu yakalamak üzereydiler. Önünde bir dağ arkasında ise düşmanları vardı ve durumu çok kötüydü. O dağda yüzü örtülü bir kadın görülmekteydi, fakat hiçbir erkek oraya( dağa) yaklaşmıyordu. Öyle ki, hamile kadının karnında erkek bebek olsa bile oraya yaklaşamıyordu.( Kaynak: İksiru’l-İbadat fi Esrari’l-Şehadat, Molla Ağa Derbendi, c. 3, s. 110.)
Şehribanu o dağa seslendi. Seslenmesine seslendi ama ‘’ Hu ‘’ diyeceğine ‘’Kuh Dağ’’ dedi. Öyle olunca da dağ yarıldı ve atı ile birlikte Şehribanu’yu içine aldı. ( Resimlerde gördüğünüz dağ.) [Kaynak: Zendegiyi Ali b. Hüseyin, Cafer Şehidi. ]
Sonra?
Sonraları bir türbe yapıldı buraya. Ne zaman yapıldı bulamadım. Bugün o türbeye ‘’Bibi Şehribanu’nun Kutsal Türbesi’’ deniliyor. Kutsal Türbeye girerken kapılarda sizi Ayetullah(!) Humeyni ile İran’ın bugünkü dini lideri Ali Hameney’in resimleri karşılıyor. Kutsal bir türbede bu resimlerin ne işi varsa artık...
Ancak işin garip ve ilginç olanı bu türbenin olduğu yerin eski bir Ateşgede olmasıdır. Yani Mecusilerin hiç söndürmeden ateş yaktıkları tapınak. Ayrıca dağın konumuna bakacak olursak İran’da Mecusiliğin hakim olduğu yıllarda ölen Mecusilerin cesetlerinin kuşlar ve aç köpekler tarafından parçalansın diye bırakıldıkları bir dağ olduğu da söylenebilir. Yani Şehribanu’nun türbesi eski bir Ateşgede üzerine kurulmuş.
Şimdi gelelim daha da ilginç bir yoruma.
Yukarıda resmini gördüğünüz gazete( Tehran Times ) Hz. Hüseyin’in Eşi olduğu ve yine yukarıdaki resimlerde gördüğünüz dağ tarafından yutulan (!) Şehribanu’nun hikayesini aynen benim sizlere aktardığım gibi anlattıktan sonra şu yorumu yapıyor:
‘’Bugün, Tahran'ın güney banliyölerinde, Rey'de (Antik Rey) Şehribanu’nun bir türbesi vardır ve bu türbe, kadınlar tarafından engellenmeden ziyaret edilebilmesine rağmen, erkeklerin erişemeyeceği mucizevi bir özelliğe sahiptir. Onu ve atını canlı canlı yutan yakındaki dağa da onun adı verilmiştir. Şehribanu'nun adının "Toprağın Hanımı" anlamına geldiğini belirtmek büyüleyicidir. Özellikle İran ve Ermenistan'ın büyük koruyucusu Aryan Tanrıçası Anahita/Anahid'e ait bir unvan. Bu alegorik biçimde iki mitoloji ve iki geleneğin bir evliliği mi: Fars ve İslami?
Yani İran’da yayınlanan ( ya da bir internet gazetesi olan ) bu gazete bize şunu demek istiyor:
‘’ Hz. Ali oğlu Hüseyin ile evlendirdiği III. Yezdcerd’in kızına Zerdüşt Dininin tanrıçalarından biri olan Bereket- Savaş ve Su Tanrıçası Anahita’nın adını verdi. Anahita adının manası da ‘’ Toprağın Hanımı’’ idi.
‘’Eeee Şifre nerede?’’ Diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Şifre şu soruda:
Ehl-i Beyt: Hane halkı.
* Bu hanenin sahibi ve babası kim? Hz. Muhammed (S.A.S )
* Bu hanenin kızı kim? Hz. Fatıma (R.A)
* Bu hanenin damadı? Hz. Ali (R.A)
* Bu hanenin çocukları? Hasan ve Hüseyin (R.A)
Şehribanu adınabir efsane ve bir türbe uydurup bir de onun adının Zerdüşt Tanrıçasının adı olduğunu söyleyenler bu hane halkından en fazla kimi konuşurlar?
Sondan başa yazayım:
*Hz. Hasan--- 5. Sırada... Çoğu kez hiç adı bile anılmaz. ( Hüseyin’in abisi olduğu için adı anılır.)
* Hz. Muhammed 4. Sırada--- Bazen Hz. Hasan’dan da az anılır adı ( Hz.
Hüseyin’in dedesi olduğu için adı anılır.)
* Hz. Ali---3. Sıradadır. ( Hz. Hüseyin’in babası olduğu için adı anılır.)
* Hz. Fatıma- 2. Sıradadır ( Hz. Hüseyin’in annesi Olduğu için adı anılır )
* Hz. Hüseyin 1. Sırada-- ( Şehribanu’nun kocası olduğu için adı anılır. )
(Bir daha altını çizeyim de kafalar karışmasın. Şehribanu adına bir efsane ve bir türbe uydurup bir de onun adının Zerdüşt Tanrıçasının adı olduğunu söyleyenlerden bahsediyorum.)
İyi de bu hanenin bir de annesi olması gerekmiyor mu? Yani hane sahibinin eşi...
Var elbette: Hz. Ebubekir’in kızı Ayşe var mesela. Ama onun adını anmayı bırakın küfrederler. Tuvalet taşlarına yazarlar ‘’Ayşe’’ ismini.
Yani Tanrıça Anahita’ya gösterdikleri saygının milyarda birini bile beytin sahibinin hanımına – en azından beytin sahibinin hatırına-göstermezler.
İngilizce bir başlıkla başladım İngilizce bir soruyla bitireyim.
Do you understand me?
----TANRIÇA ANAHİTA’NIN ŞİFRELERİ----
Başlıktaki Yazı yani ‘’ THE SACRED MAUSOLO OF BİBİ SHAHRBANOO’’ İran’da Eski Rey denilen bölgede( Bugünkü Tahran’da ) bir türbenin tanıtım panosunda yazan yazının İngilizce metninin başlığıdır.
Türkçesi: ‘’Bibi Şehribanu’nun Kutsal Türbesi’’
Tabii ki bilmeyenler ‘’ İranlı ünlü birinin türbesiymiş’’ diye düşünebilirler ama türbedeki kişi aslında bizim de bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığım biri adına yapılmış bir türbe.
Kim o biri? Ya da şöyle sorayım: İranlıların Bibi Şehribanu dedikleri ve türbesine bir kutsallık atfettikleri kişi kimdir?
Bu kişi Hz. Hüseyin’in eşi Şehribanu’dan başkası değildir.
Hz. Hüseyin’in eşinin türbesinin taa İran’da işi ne?
İşte bu sorunun cevabı oldukça karışıktır.
O halde gelin en baştan başlayalım. ( Yazdıklarımın hiç bir tarihi değeri yoktur ama İranlılar bu yazdıklarıma inanıyorlar büyük bir çoğunluk olarak. Okuyacaklarınız onların söyledikleridir. Arada yer yer köşeli parantez içinde bu söylenenlere yapılan itirazları da yazacağım. )
İran’da hüküm süren Sasaniler ile Hz. Ömer’in halifeliği sırasında savaşlar yapılır ve bu savaşlar sonunda Sasani Devleti yıkılır. Son hükümdar III. Yezdcerd kaçar çöllere sığınır kızları ise esir edilerek Medine’ye getirilir. ( III. Yezdcerd’in üzerindeki paralar sebebiyle bir değirmenci tarafından öldürüldüğü rivayet edilir.)
Kız Medine’ye getirildiğinde özellikle Medineli kadınlar ve kızlar onu görmek için akın ederler mescide.
Kız mescide girdiğinde yüzündeki peçeyi açar ve mescidin içi bir anda ışıkla dolar.
Sonra Hz. Ömer girer mescide. Kız yüzünü kapatır. Hz. Ömer bu kızın yüzündeki peçeyi açıp yüzüne bakmak istediğinde kız geri çekilir ve kendi dilinde ‘’Hürmüz’ün yüzü aşağılanmadan kızarıyor.’’ der.
Hürmüz kim peki?
Efendim İran o yıllarda Zerdüşt inancına sahip ya. Hürmüz onların iyilik tanrısı. ( Kötülük tanrıları da Ehrimen.)
Hz. Ömer kızın kendisine hakaret ettiğini sanarak üzerine yürüdüğü anda Hz. Ali ‘’ Dur ! o sana hakaret etmedi. Onun dilini bilmediğin için yanlış zanna kapıldın.’’ Der.
Hz. Ömer daha sonra ‘’ Bunları götürün esir pazarında satın(!) ‘’ der. Hz. Ali bir kez daha ortaya atılır ve ‘’ Dur ya Ömer ! Kızı serbest bırakalım buradaki erkeklerden birini kendisine koca olarak seçsin. Her kimi seçerse de onun ganimet payı olsun ve kıza kimse dokunmasın.’’ Der. Hz. Ömer bu teklifi kabul eder. ( Tabii ki adamlar Hazreti Ömer Demiyorlar. Sadece Ömer diyorlar.)
Hz. Ali durumu kıza bildirdiğinde kız gözüyle etrafı tarar ve birden kalbi küt küt atmaya başlar. Neden mi?
Çünkü yıllar önce rüyasına girmiş olan Hz. Fatıma’nın ( Hz. Ali’nin eşi ) ‘’ iyi bir insan ol. İleride muhteşem bir evlilik yapacaksın. Evleneceğin kişi de işte budur.’’ Diyerek resmini gösterdiği Hüseyin ( Hz. Ali’nin oğlu ) tam karşısında durmaktadır.
Yavaş adımlarla ilerleyip elini Hz. Hüseyin’in başının üstüne koyar.
Hz. Ali de oğlu Hüseyin’in başına elini koyar ve ona ‘’ bu kızdan insan oğlunun en asilleri dünyaya gelecek.’’ Der. ( Bu cümle çok önemli )
Daha Sonra Hz. Ali kıza adını sorar. Kız da ‘’ Cihan Şah’ın Kızı ‘’ diye cevap verir ( Cihan Şah Dünyanın kralı anlamına geliyor.)
Hz. Ali kıza ‘’ Bundan sonra adın Şehribanu olsun.’’ Der. ( Yani Toprağın Hanımı---Hz. Ali’ye bilindiği gibi Peygamberimiz ‘’ Ebu Türab( Toprağın babası’’ adını vermiştir. Hz. Ali Toprağın babası olarak aynı zamanda Hz. Hüseyin’in de babasıdır. Dolayısıyla da gelinine ‘’Toprağın Hanımı’’ Diye isim koymuştur Sünni inancı ve kaynaklarına göre. )
Sonra bu kız Hz. Hüseyin’le evlenir. [ İşin ilginci en eski Tarihi kaynaklardan olan Taberi Tarihinde de İbn’ül Esirde de III. Yezdcerd’in yenilgiden sonra nerelerde yaşadığı ve kimlerle temas ettiği en ince ayrıntısına kadar vardır ama kızlarının esir edilip Medine’ye getirildiğine dair hiç bir kayıt yoktur. Böyle bir ayrıntıyı atlamış olmaları ise mümkün değildir. ]
Evet...Buraya kadar olan kısma dahi pek çok itirazlar yapılmış olmakla birlikte o itirazları ele alıp konuyu uzatmayacağım zira asıl dananın kuyruğunun koptuğu yere henüz gelmedik.
Yaklaşık olarak bütün Şii veya Sünni kaynaklarına göre Şehribanu 658 Yılında oğlu Zeynelabidin’i dünyaya getirirken veya getirdikten çok kısa süre sonra vefat etti ve Medine’de defnedildi. [ Bu konuda Şii ve Sünni kaynakları büyük ölçüde ittifak halindedirler.]
658 de ölüp de defnedildiğine göre artık onunla ilgili söylenecek söz de 658 yılı itibariyle noktalanmış olur değil mi? Ama maalesef öyle değil. Şii İran hem ‘’658 de İmam Zeynelabidin’i dünyaya getirirken/ veya getirdikten çok kısa süre sonra öldü.’’ Der hem de şu hikayeyi anlatır:
‘’Hz. Hüseyin’in eşi Şehribanu 680 yılındaki Kerbela olayı esnasında Hz. Hüseyin’in yanında yani Kerbela’da idi. Hz. Hüseyin ona ‘’ Bu senin savaşın değil Araplar arasında bir savaştır. Sen doğruca kendi kavminin yanına git. Orada güvende olursun.’’ Dedi. Şehribanu da Hz. Hüseyin’in atı Zül Cüneh’e bindi ve İran’a doğru at koşturmaya başladı [ Yani bir anne Kerbela Savaşı sırasında babasının yanında olan 12 Yaşındaki oğlu Zeynelabidin’i savaş meydanında bırakıp kendi canını kurtarmak için kaçıyor(!) Tabii ki burada da bir ilginçlik vardır zira Hz. Zeynelabidin 658 yılında doğduğuna göre Kerbela’da 22 Yaşında olması gerekir oysa hemen hemen tüm anlatımlarda ‘’Henüz daha 12 yaşında bir çocuktu.’’ Diye anlatılır. Şehit kardeşi de öyle... Kerbela’da 25 yaşında şehit olan Hz. Hüseyin oğlu Ali ( Ali Asgar) hep ‘’Henüz minicik bir çocuktu.’’ diye anlatılır. Bir tavuk bile söz konusu yavrusu olunca adeta kartala dönüşürken eski bir prenses ve Hz. Hüseyin gibi bir insanın eşi yavrusunu o ateşin içinde bırakıp kaçar mı dersiniz? ]
Sonra?
Sonra tabii o kaçarken peşinden gelenler var onu yakalamak için. O kaçtı takipçiler kovaladı derken bu takip taaa Eski Rey ( bugünkü Tahran ) Şehrine kadar devam etti.
Peşindekiler Şehribanu’yu yakalamak üzereydiler. Önünde bir dağ arkasında ise düşmanları vardı ve durumu çok kötüydü. O dağda yüzü örtülü bir kadın görülmekteydi, fakat hiçbir erkek oraya( dağa) yaklaşmıyordu. Öyle ki, hamile kadının karnında erkek bebek olsa bile oraya yaklaşamıyordu.( Kaynak: İksiru’l-İbadat fi Esrari’l-Şehadat, Molla Ağa Derbendi, c. 3, s. 110.)
Şehribanu o dağa seslendi. Seslenmesine seslendi ama ‘’ Hu ‘’ diyeceğine ‘’Kuh Dağ’’ dedi. Öyle olunca da dağ yarıldı ve atı ile birlikte Şehribanu’yu içine aldı. ( Resimlerde gördüğünüz dağ.) [Kaynak: Zendegiyi Ali b. Hüseyin, Cafer Şehidi. ]
Sonra?
Sonraları bir türbe yapıldı buraya. Ne zaman yapıldı bulamadım. Bugün o türbeye ‘’Bibi Şehribanu’nun Kutsal Türbesi’’ deniliyor. Kutsal Türbeye girerken kapılarda sizi Ayetullah(!) Humeyni ile İran’ın bugünkü dini lideri Ali Hameney’in resimleri karşılıyor. Kutsal bir türbede bu resimlerin ne işi varsa artık...
Ancak işin garip ve ilginç olanı bu türbenin olduğu yerin eski bir Ateşgede olmasıdır. Yani Mecusilerin hiç söndürmeden ateş yaktıkları tapınak. Ayrıca dağın konumuna bakacak olursak İran’da Mecusiliğin hakim olduğu yıllarda ölen Mecusilerin cesetlerinin kuşlar ve aç köpekler tarafından parçalansın diye bırakıldıkları bir dağ olduğu da söylenebilir. Yani Şehribanu’nun türbesi eski bir Ateşgede üzerine kurulmuş.
Şimdi gelelim daha da ilginç bir yoruma.
Yukarıda resmini gördüğünüz gazete( Tehran Times ) Hz. Hüseyin’in Eşi olduğu ve yine yukarıdaki resimlerde gördüğünüz dağ tarafından yutulan (!) Şehribanu’nun hikayesini aynen benim sizlere aktardığım gibi anlattıktan sonra şu yorumu yapıyor:
‘’Bugün, Tahran'ın güney banliyölerinde, Rey'de (Antik Rey) Şehribanu’nun bir türbesi vardır ve bu türbe, kadınlar tarafından engellenmeden ziyaret edilebilmesine rağmen, erkeklerin erişemeyeceği mucizevi bir özelliğe sahiptir. Onu ve atını canlı canlı yutan yakındaki dağa da onun adı verilmiştir. Şehribanu'nun adının "Toprağın Hanımı" anlamına geldiğini belirtmek büyüleyicidir. Özellikle İran ve Ermenistan'ın büyük koruyucusu Aryan Tanrıçası Anahita/Anahid'e ait bir unvan. Bu alegorik biçimde iki mitoloji ve iki geleneğin bir evliliği mi: Fars ve İslami?
Yani İran’da yayınlanan ( ya da bir internet gazetesi olan ) bu gazete bize şunu demek istiyor:
‘’ Hz. Ali oğlu Hüseyin ile evlendirdiği III. Yezdcerd’in kızına Zerdüşt Dininin tanrıçalarından biri olan Bereket- Savaş ve Su Tanrıçası Anahita’nın adını verdi. Anahita adının manası da ‘’ Toprağın Hanımı’’ idi.
‘’Eeee Şifre nerede?’’ Diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Şifre şu soruda:
Ehl-i Beyt: Hane halkı.
* Bu hanenin sahibi ve babası kim? Hz. Muhammed (S.A.S )
* Bu hanenin kızı kim? Hz. Fatıma (R.A)
* Bu hanenin damadı? Hz. Ali (R.A)
* Bu hanenin çocukları? Hasan ve Hüseyin (R.A)
Şehribanu adınabir efsane ve bir türbe uydurup bir de onun adının Zerdüşt Tanrıçasının adı olduğunu söyleyenler bu hane halkından en fazla kimi konuşurlar?
Sondan başa yazayım:
*Hz. Hasan--- 5. Sırada... Çoğu kez hiç adı bile anılmaz. ( Hüseyin’in abisi olduğu için adı anılır.)
* Hz. Muhammed 4. Sırada--- Bazen Hz. Hasan’dan da az anılır adı ( Hz.
Hüseyin’in dedesi olduğu için adı anılır.)
* Hz. Ali---3. Sıradadır. ( Hz. Hüseyin’in babası olduğu için adı anılır.)
* Hz. Fatıma- 2. Sıradadır ( Hz. Hüseyin’in annesi Olduğu için adı anılır )
* Hz. Hüseyin 1. Sırada-- ( Şehribanu’nun kocası olduğu için adı anılır. )
(Bir daha altını çizeyim de kafalar karışmasın. Şehribanu adına bir efsane ve bir türbe uydurup bir de onun adının Zerdüşt Tanrıçasının adı olduğunu söyleyenlerden bahsediyorum.)
İyi de bu hanenin bir de annesi olması gerekmiyor mu? Yani hane sahibinin eşi...
Var elbette: Hz. Ebubekir’in kızı Ayşe var mesela. Ama onun adını anmayı bırakın küfrederler. Tuvalet taşlarına yazarlar ‘’Ayşe’’ ismini.
Yani Tanrıça Anahita’ya gösterdikleri saygının milyarda birini bile beytin sahibinin hanımına – en azından beytin sahibinin hatırına-göstermezler.
İngilizce bir başlıkla başladım İngilizce bir soruyla bitireyim.
Do you understand me?
The Sacred Mausolo Of Bibi Shahrbanoo başlıklı yazı Sami Biber tarafından
25.08.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 11
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.