Eklenme Tarihi : 16.09.2022
Okunma Sayısı : 385Yorum Sayısı : 5
Etiketler
Sami Biber
Sami  Biber
tarafından eklendi
16.09.2022
Günün Yazısı

Bu Yazı 17.09.2022 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
132 Sene Önce Bugün---ertuğrul Faciası---2. Bölüm
--
Padişah II. Abdülhamit özetle ‘’Ertuğrul Fırkateynini ya adam gibi tamir edip tüm eksikliklerini tamamlayın ya da yerine başka bir gemi tahsis edin.’’ Diye ferman buyurunca Bahriye Nazırı derhal İmalat ve Fabrikalar Komisyonuna Ertuğrul’un durumunu sordu. İmalat ve Fabrikalar Komisyonu ise bu soruya "Ertuğrul Fırkateyni Japon ve Hind denizlerine gidebilecek her türlü fenni şartlara haizdir. "Diye cevap verdi. [ Bizdeki bürokraside, görüldüğü gibi asırlardır bir değişiklik yok. Soma’daki o katliam gibi facia öncesinde de bilindiği gibi ocaklarda her türlü tedbirin alındığına dair raporlar verilmişti ama ocaklarda acil kaçış odaların olmadığı görüldü o patlamadan sonra. ]
Bu cevap üzerine Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa doğrudan Sultan II. Abdülhamit’in huzuruna çıktı ve Ertuğrul’un çok sağlam bir şekilde tamir edildiğini, yola çıkmaya hazır olduğunu söyledi. Ona göre - belki de hiç yanına gitmediği ve görmediği- Ertuğrul Fırkateyni, bırakın Japonya’ya gitmeyi, dünyanın çevresinde defalarca tur atar yine de bir şey olmazdı. Çünkü kendisine sunulan raporlar bu doğrultudaydı.
Padişah, bilindiği gibi kuşkucu bir insandı. ‘’ Çarkçıbaşı Hearty’yi niçin görevden aldınız?’’ Diye sorduğunda Hasan Hüsnü Paşa buna da bir kılıf uydurdu: ‘’ Japonya’ya gidecek bir Türk gemisinin çarkçıbaşısının bir ecnebi olması, ecnebi devletlerin bizimle alay etmelerine sebep olur Padişahım. O sebeple onu görevden alıp yerine bir Türk Çarkçıbaşısı tayin ettim.’’
Padişah Türklüğün şanından taviz vermeyen(!) bu kahraman(!) paşasına sevgiyle baktı ‘’ Aferin Paşa. Çok iyi düşünmüşsün. O halde Ertuğrul yola çıksın artık.’’
Artık Ertuğrul’un yola çıkmasının önünde hiç bir engel kalmamıştı. Neredeyse tamamı bir kaç yabancı dil bilen altı yüz yedi kişilik personeli de hazırlanmıştı ki bu personel içinde sadece on dördü yeni mezun bahriye subayıydı. Ayrıca yirmi kişilik bir bando takımı, çok sayıda muharip savaşçı ve neredeyse muharipler kadar da mühendis vardı gemide.
Ertuğrul Fırkateyni nihayet 14 Temmuz 1889’da cephanesini de alıp Miralay Osman Bey idaresinde önce Kızkulesi açıklarında yedi kez ‘’ Padişahım çok yaşa ‘’ diye bağırdıktan sonra yola çıktı.
Evet...Bu tarihe dikkat edin zira İstanbul’dan çıkış 14 Temmuz 1889. Oysa Ertuğrul Faciası için 15 Eylül 1890 diyoruz. Yani Ertuğrul öyle bir kaç gün ya da bir iki ay içinde Japonya’ya gitti geri dönerken de battı diye bir şey yok. Zavallı Ertuğrul’un başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemişti.
14 Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkan Ertuğrul 29 Temmuz 1889’da yani on beş gün içinde Süveyş Kanalına girmişti. Ancak aldığı kılavuz gemisinin hatalı manevrası sebebiyle önce sağ kıç tarafından, sonra kurtarayım derken sol kıç tarafından karaya oturdu ve her iki taraftan da ağır darbeler aldı. Haliyle geminin bu şekilde ilerlemesi mümkün değildi.
Haber, padişaha ulaşınca bir telaş başladı. Daha yolun yarısı bile kat edilmeden gelen bu olay tam bir fiyasko idi ve haliyle ‘’ Biz demiştik, Ertuğrul bu sefer için uygun değil.’’ diyenler daha yüksek sesle konuşmaya ve padişahı topun ağzına koymaya başlamışlardı.
Padişah Abdülhamit çaresiz yeni bir emir verdi. Bu emrinde Süveyş’e, yaverlerinden Alman Amiral’i Ştarki Paşa’yı göndereceği, onun nezaretinde Ertuğrul’un kızağa alınıp tamir edileceğini ancak bu tamir süresinde Hint ve Japon Denizlerinde fırtına mevsiminin başlayacağından dolayı çok zaman kaybı olacağından Ertuğrul Fırkateyni komutanı Osman Paşa’nın, yanına bir miktar maiyet alıp bir posta vapuru ile Japonya’ya gitmesi ve hediyeleri İmparator Meiji’ye sunmasını istiyordu.
Şimdi sizler ‘’ Allah Allah yahu. Padişah böyle bir emir verdi ise sonrasında Ertuğrul Japonya’ya nasıl gitti?’’ Diye düşünüyor olabilirsiniz. Hemen anlatayım.
Ertuğrul Fırkateyninin komutanı Miralay Osman Bey bu emri alır almaz Bahriye Nezaretine telgraf çekti: ‘’ Padişahımız Efendimiz hiç tasa etmesin. Ertuğrul’un yaraları ağır değildir. Ben gemimin başında olarak bir kaç güne sapasağlam bir Ertuğrul’la yola çıkabiliriz. Kısaca endişeye mahal yok..’’
Anlaşılan o ki Miralay Osman Bey, bir Alman Amiralinin işe karışmasını gururuna yedirememişti.
Ertuğrul, Süveyş’teki tamiri ve yolda pat diye kömürünün bitip orta yerde sap gibi kalmaması için bolca kömür ikmalinden sonra nihayet 23 Eylül 1889’da Süveyş Kanalından çıktı ve Cidde’ye geldi. Daha sonra gemiden çekilen telgrafla Ertuğrul’un 7 Ekim 1889’da Aden’e geldiği 10 Ekim 1889’da Kolombo’ya ( Sri Lanka ) doğru yol aldığı bildirildi.
15 Kasım 1889’da Ertuğrul Fırkateyni Singapur’a varmıştı.
Yol boyunca uğranılan ülkeler, halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkelerdi ve bu sebeple Ertuğrul, her uğradığı limanda büyük bir sevgi ve muhabbetle karşılanıyordu. Bu konuda Miralay Osman Bey, Bahriye Nezaretine gönderdiği telgrafta "Her yerde hüsn-i kabul olduk, bu meyanda Müslümanlar ziyarete geldiler. Gemimizin Singapur’a vusulünden beri misafirlerle dolup taşıyor. İslam Prensleri, Sumatra ve Java'dan ziyaretimize koşuyor." Diye yazmıştı.
Bombay’da çıkan bir gazete ise 29 Ekim 1889’daki nüshasında şöyle diyordu: "Bugün Bombay Limanı 'nda şerefli Türk Sancağının dalgalanması bize de şan ve şeref vermiştir. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid, bir geminin mensub olduğu memleketteki imtiyazlarını her gittiği mahalde de haiz olmasını öngeren devletlerarası hukuk kurallarına göre Bombay Limanı'nın küçük bir kısmına hakim olmuştur. Ertuğrul Gemisi, birçok yabancı limanları dolaştıktan sonra geçen hafta limanımıza gelmiş olup, önümüzdeki Pazar günü de buradan Japonya'ya hareket etmiştir.’’
Gazete, haberin devamında da şöyle diyordu: ‘’Fırkateynin Bombay'a gelişi Hindistan'ın Müslüman halkı üzerinde geniş bir tesir bırakmış, bu halk din kardeşlerini büyük içtenlikle bağırlarına başmışlardır. Cuma günü gemi mürettebatından 150 kadar asker ve bazı subaylar gayet temiz giyinmiş oldukları halde Cuma namazını eda etmek üzere camilere gitmişler ve yolda kalabalık bir halk tarafından saygı ile selamlanmışlardır. Ertuğrul'un Bombay'da kaldığı sırada şehirde gezmek iznini almış subaylar ve erler sokaklarda takdire değer biçimde dolaşmışlardır. Polis evrakında hiç bir vukuat kaydedilmemiştir. Osmanlıların aleyhinde konuşmak adet haline geldiğinden biz burada gördüğümüz iyi karakterli insanları yazmayı vazife saydık."
Yine Osman Bey’in yolladığı telgraflar ve aynı dönemlerde Hindistan’dan, Singapur’a Ertuğrul’n uğradığı ülkelerde çıkan gazete haberlerine baktığımızda bu seyahatın bölge Müslümanları üzerinde çok büyük bir sevince sebep olduğu, bölge halkının her fırsatta Halife’ye bağlılıklarını dile getirdiklerini, yıllar sonra bir tek gemiyle de olsa bu topraklarda ve denizlerde Türk Bayrağının dalgalandığını görmenin bölge halkını ziyadesiyle memnun ettiğini görmekteyiz.
Evet.. Her şey oldukça güzel gidiyordu ama bu arada çok önemli bir tehlike de adım adım yaklaşmaktaydı. Eylül ayı sonları itibariyle Güney rüzgarları, yerini Kuzey rüzgarlarına bırakacaktı. Bu da Ertuğrul’un yelkenle seyahatini gayri mükün kıldığı gibi rüzgarın ters yönde esmesi sebebiyle hızlı yol alamayacağı için çok daha fazla kömür gerekecekti kazanlar için. Yolda kalma ihtimali oldukça fazlaydı. Ancak beklemek de mümkün değildi zira rüzgarın tekrar güneyden esmesi için aylarca beklemek gerekiyordu.
Miralay Osman Bey, Bahriye Nezaretine bir telgraf çekti ve şöyle dedi özetle ‘’ Değişen mevsim şartları ve rüzgarlar sebebiyle Ertuğrul ile yola devam etmek hal-i hazırda mümkün değil. Bu durumda yapılacak iki şey var 1- Ben yanıma bir miktar maiyet ve Japon İmparatoruna sunacağımız nişan ve hediyeleri alarak bir posta gemisi ile Japonya’ya gideyim ve hediyeleri İmparatora takdim edeyim. Sonra tekrar buraya dönerim ve Ertuğrul’u buradan alıp İstanbul’a getiririm. 2- İlle de ‘’Ertuğrul gitsin.’’ diyorsanız mecburen mevsim şartlarının değişmesini bekleyeceğiz. Bu da bir kaç ay sürer. O sürede buralarda aç sefil kalmamamız için bize para gönderin.
Bahriye Nezareti telgrafı alınca eli ayağına dolaştı. Durumu padişaha bildirseler öfke-i şahaneye mazhar olacaklardı. Bildirmeseler 607 denizci Singapur’da ne yiyip ne içecekti aylarca? Daha da kötüsü padişah ‘’ Ertuğrul nerelerde?’’ Diye sorduğunda ne cevap vereceklerdi.
Çaresiz, Osman Bey’e ‘’ Padişahımızdan bir irade-i seniye çıkıncaya kadar hiç bir şey yapma. Bekle, biz sana ne yapman gerektiğini bildireceğiz.’’ Dediler.
Bu arada Hindistan, Singapur ve Srilanka’da çıkan İngiliz gazeteleri Ertuğrul’un üç aydır Singapur’da öylece yatmasını alaya alan neşriyata başladılar. Ertuğrul’un Japonya’ya gidebilecek takatinin olmadığından tutun da Türk hükumetinin bir geminin kömür masraflarını karşılayamayacak kadar aciz olduğuna varıncaya kadar aleyhte yazılabilecek ne varsa yazdılar.
Sonunda Padişah’ın irade-i seniyesi mi geldi yoksa ‘’ Yeter ulan! Ele güne rezil olmaktansa gerekirse bu yolda ölürüz.’’ mü dedi Miralay Osman Bey, orası pek açık olmasa da yola çıkmaya karar verdi.
Şimdi hepinizin tarihe dikkat etmesini özellikle istirham ediyorum.
Osman Bey idaresindeki Ertuğrul Fırkateyni 15 Mart 1990 da Singapur’dan Japonya’ya doğru yola çıktı. Bu ne demektir? Ertuğrul Fırkateyni 15 Kasım 1889’dan 15 Mart 1990’a kadar dört ay Singapur’da kalmıştı.
Evet... 15 Mart 1890’da Singapur’dan hareket eden Ertuğrul, ertesi gün ( 16 Mart 1890 ) Saygon’a vardı ve Osman Bey, Bahriye Nezaretine çektiği telgrafta ‘’ Çok şükür Güney Rüzgarları esmeye başladığı için kömürümüzü alıp bir kaç güne kadar yola çıkacağız inşallah.’’ Demişti.
Gerçekten de bir kaç gün daha Saygon’da kalan Ertuğrul, gereken ikmali yapıp yola çıktı ama şiddetli bir fırtınaya tutulduğu için Saygon’a geri döndü tekrar.
Ertuğrul’un Saygon'dan ikinci ayrılışında 26 Nisan 1890’da sağ salim Hong Kong’a vardılar. Buradan sonrasındaki hedef, başka hiç bir yere takılmadan 1945 Yılında ABD tarafından Atom bombası ile yerle bir edilecek olan Nagazaki limanıydı.
Formoza Kanalını kazasız belasız geçip açık denizlere açıldıklarında bir kez daha fırtınaya tutuldular ve Fuçeo Limanına dönüp on gün burada kaldılar.
Sonrasında 650 Millik Nagazaki yolculuğu sorunsuz bir şekilde kat edildi. Nagazaki’de bir müddet istirahat ve ikmal işleri tamamlandıktan sonra 380 Millik bir yol daha kat edilip Kobe’ye gelindi. Burada da bir hafta kalındıktan sonra yolculuğun son durağı olan Yokohoma’ya doğru 350 Millik bir yolculuğu da yine kazasız belasız tamamladılar.
İstanbul’dan çıkalı on ay üç hafta geçmişti ve her türlü aksiliğe rağmen görevin Japonya’ya gidiş faslı 7 Haziran 1890’da tamamlanmıştı.
Japon imparatoru ‘’ Nerede kaldınız yahu? Gözlerimiz yolda kaldı.’’ Demedi çünkü bu seyahatin amacı dosta düşmana Japon İmparatoruna hediyeler sunmak değil Bahriyeli genç subaylara eğitim vermek olarak bildirilmişti dolayısıyla da bu kadar gecikme, gücenme sebebi olmadı.
Evet... Gidiş tamamlanmıştı ama bunun bir de dönüşü vardı.
Gelecek bölümde inşallah.
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( 132 Sene Önce Bugün---ertuğrul Faciası---2. Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından 16.09.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.