Kerbela Katliamı Niçin Oldu? Kerbela’dan Sonra Neler Yaşandı?---1. Bölüm--
KERBELA KATLİAMI NİÇİN OLDU? KERBELA’DAN SONRA NELER YAŞANDI?---1. BÖLÜM--
Evet.. Bugün aslında pek çoğumuzun bildiği bir konudan bahsedeceğim. Ama yine eminim ki okuyanların ‘’Aaaa ben bunu hiç duymamıştım.’’ Diyecekleri hususlar da olacaktır bu yazıda. O halde hemen başlayalım.
Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.S) ölmeden önce çok açık ve net bir şekilde ‘’ Size iki şey bırakıyorum, biri Allah’ın kelamı olan Kur’an diğeri de Ehl-i Beytimdir.’’ Dediği halde O ölür ölmez bazı sahabelerin Ehl-i Beyte düşman olmasının sebebi / sebepleri nelerdir? [ Bu hadis maalesef bazı Sünni tarihçiler tarafından ‘’ Size iki şey bırakıyorum biri Allah’ın kelamı olan Kur’an diğeri de benim sünnetlerimdir.’’ Şeklinde değiştirilmiştir.] [ Ehl-i Beyt tam olarak kimlerdir? Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Muhasin, Hz. Ümügülsüm ve Hz. Zeynep’tir. Yani Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin, Hz. Fatıma’dan doğan evlatlarıdır Ehl-i Beyt. ]
Bugün ülkemizde yaşayan ve Kerbela Olayı hakkında biraz da olsa bir şeyler bilen yüz kişiye sorun ‘’ Bu olayın sebebi nedir?’’ diye, aşağı yukarı yüzü de Abdullah İbni Sebe adlı bir Yahudi'nin Müslümanlar arasına soktuğu fitneden bahsedecektir. Ancak hemen belirtelim Abdullah İbni Sebe adlı bir kişinin varlığı bile şüphelidir. Hatta böyle bir ismin, asıl sebebi gizlemek için uydurulmuş olma ihtimali daha kuvvetlidir. Bu, biraz bizim Osmanlı Devletinin yıkılışına benzer. Pek çok vatandaşın koskoca Osmanlı Devletini Emanuel Karaso adlı bir Yahudi'nin yıktığına inanmaları gibi bir şeydir.
Peki o halde asıl sebep nedir?
Asıl sebep, kardeşler arasında başlayıp amca oğulları arasında devam iktidar mücadelesidir. Evet yanlış okumuyorsunuz iki kardeşle başlayan ve onların oğulları arasında yaklaşık yüz elli sene süren bir iktidar mücadelesinin sonucudur hem Hz. Ali’nin hem Hz. Hasan’ın hem de Hz. Hüseyin’in katledilmesi. Bu arada Hz. Osman’ın katli de bu mücadelenin bir parçasıdır. Ama yüz elli sene dediğime de bakmayın. Bu mücadele aslında Endülüs Emevi Devletinin yıkıldığı 1031 yılına ve hatta devamı olan Beni Ahmer Devletinin 1492 yılında yıkılışına kadar sürdü.
Peki kimlerdir bu kardeşler ve amca çocukları?
Birbirleriyle kan bağı ile bağlı ve çok yakın akraba olan ve biraz sonra hepsini tek tek tanıyacağınız bu kişilerin hepsinin ortak büyük dedeleri Kusay bin Kilab’dır. Yani esas olarak hepsi Kusay’ın neslidir.
Kim peki bu Kusay bin Kilab?
Kusay bin Kilab Mekke şehrinin kurucusu olarak kabul edilir. Kabilesi olan Kureyş kabilesini Mekke’de Kabe civarına yerleştirdikten kısa süre sonra Mekke’nin yönetimini tamamen eline alır. Artık Kabe ve onu ziyarete gelen putperest hacıların her türlü işleri Kusay’dan sorulduğu gibi onun 440 yılında kurduğu Darü’n Nedve bir devlet yönetim merkezidir. Savaş kararlarından tutun da gençlerin evlenmelerine kadar her türlü işe Darü’n Nedve’de Kusay’ın başkanlığında karar verilir.
Derken efendim Kusay ölür. O ölünce yetkileri büyük oğlu Abdud’dar’a geçer. Ancak Abdud’dar’ın iktidarına Kusay’ın diğer oğullarından Abdülmenaf ve daha sonra oğulları Haşim ve Abdu’şşems karşı çıkar. Derken araya giren diğer kabilelerin sunduğu barış teklifi kabul edilir ve Kabe ile Mekke’in yönetimi Abdu’ddar ile Haşim ve Abdü’şşems arasında paylaştırılır.
Ancak Abdülmenaf öldükten sonra oğulları Haşim ile Abdu’şşems birbirlerine girer. Zaten kardeşler arasındaki asıl savaş ve iktidar mücadelesi de bundan sonra başlar.
Evet... İkiz kardeşler olan ve hatta doğduklarında birbirlerine yapışık olarak doğdukları için ayrıldıklarında aralarından kan akan bu sebeple de kahinlerin ‘’ Bu iki kardeş ve onların soyu arasında çok kanlı olaylar olacak.’’ Dedikleri iki kardeş, babalarının ölümünden sonra Kabe’nin yönetimi konusunda birbirlerine girerler.
Bu kardeşlerden Haşim, oldukça cömert bir insandır. Hatta öyle ki Kureyş’in kıtlığa düştüğü bir yıl Şam’a giderek oradan kuru peksimet getirdiği gibi ticaret kervanında bulunan yüz deveyi kestirerek tirit yaptırdığı ve halkı doyurduğu için asıl adı Amr iken kendisine ‘’ Tiridi ufalayan ‘’ anlamında ‘’ Haşim’’ lakabı verilir.
Haşim, ayrıca Habeşistan'dan, Bizans’a, Bizans’tan, Suriye ve Mısır içlerine ilk kez kervan düzenleyen ve Arapların bu ülkelerde güven içinde ticaret yapmasını sağlayan kişi olması sebebiyle de çok sevilmektedir. Ancak bir kişi ona fena halde haset eder: İkiz kardeşi Abdüş’şems’in oğlu Ümeyye. ( Tıpkı Habil ve Kabil Kardeşler olayına benziyor değil mi?)
Ümeyye, Kureyş’in itibarlısı olmak için amcası Haşim ile cömertlik yarışına girer ama onun kadar zengin ve becerikli değildir. Bu yüzden de kaş yapayım derken göz çıkarır. Kureyş’in alay konusu olur. Bu da onun amcası Haşim’e iyice düşman olmasına sebep olur. Bu düşmanlığı o dereceye vardırdı ki sonunda amcasının mı kendisinin mi daha soylu olduğunun tespiti için olayı hakemlere tevdi eder.
Haşim, önce bu saçmasapan iddiadan geri durmak istese de Kureyşlilerin ısrarı ve biraz da yeğenine iyi bir ders vermek amacıyla kabul eder ama bir şartı vardır: Yenilen elli deve verecek ve on yıl Mekke’den uzak duracaktır. Ümeyye bu teklifi kabul eder.
Derken her ikisi de kahin-ül Huzaî’ye giderler. Kahin, daha onlar niçin geldiklerini söylemeden ‘’ Güzel eserlerle güzel işte, evvel ahir bu yarışta Haşim Ümeyye’yi geçmiştir’’ Deyince Ümeyye hem elli deveden olur hem de Mekke’den sürgün edilir.
Ümeyye Şam’a gider. Haşim ise Ümeyye’den gelen elli deveyi kestirerek fakir fukaraya dağıtır. İşte bu olay ta Endülüs Emevi Devleti yıkılıncaya kadar sürecek olan Emevi- Haşimi düşmanlığının fitilini de ateşlemiş olur.
Dikkat edecek olursanız ortada ne Abdullah İbni Sebe var ne de bir başka Yahudi’nin parmağı... Ortada olan sadece ve sadece saçmasapan bir ‘’ Ben senden daha üstünüm. Ben senden daha soyluyum.’’ Mücadelesidir. Üstelik de soyları aynı olan kişiler arasında bir mücadele... Haset ve kibrin insanları getirebileceği son nokta...
Haşim oğulları ile Ümeyye oğulları arasındaki husumet Hz. Muhammed’in( S.A.S) dedesi Abdulmuttalip ile Ebu Süfyan’ın babası Harb zamanında da devam etti.
Abdulmuttalip’in, Uzeyne adında ticaretle uğraşan Yahudi bir komşusu vardı. Harb, bu Yahudiyi zenginliğinden ve ticaretteki başarılarından dolayı çok kıskanıyordu ve sonunda Mekkeli gençleri bu Yahudi’yi öldürüp mallarını gasp etmeye ikna etti. Gençlere ‘’ Öldürün ve mallarını yağmalayın. Nasılsa sizden hiç kimse kan bedeli istemeyecektir. Sizi ben himaye edeceğim her durumda.’’ Dedi. Gençler, Uzeyne’yi öldürdüler ama Abdulmuttalip böyle bir haksızlığa göz yummadı.
Abdulmuttalip, Harb’e gidip Uzeyne’nin kan bedelini istedi ama Harb buna yanaşmadığı gibi katilleri de saklamaya çalıştı. Sonunda olay yine hakemlere tevdi edildi. Hakem Nufeyl bin Abduluzza, Abdulmuttalip’in haklı olduğuna karar verdi. Sonuçta Harb yüz dişi deve kan bedelini Yahudi'nin yeğenine vermek zorunda kaldığı gibi Yahudi'nin gasp edilen malları da ailesine iade edildi. Böylece Ümmeyye oğulları ( Yani Emeviler ) Bir kez daha Haşim oğulları karşısında rezil rüsvay olmuşlar ve itibarları yerlerde sürünmüştü. Tüm bu yaşananlar intikam ateşiyle yanan Ümeyye oğullarının yangınını daha da alevlendirmekteydi.
Ancak Abdulmuttalip’in ölümünden sonra Haşimiler her bakımdan kan kaybetmeye başladılar. Zira Haşimiler içinde onun yerini dolduracak bir lider yoktu. Abdulmuttalip oğullarından Abbas ticaretle uğraşan ve panayır panayır dolaşan bir insandı. Ebutalip fakirlikle boğuşuyordu. Ebu Leheb ise ahlaksızın önde gideniydi. Hamza henüz on yaşındaydı. Abdullah ( Hz. Muhamed’in babası ) kendisinden önce ölmüştü. Yani Mekke’de artık rüzgarlar Ümeyye oğulları lehine esmekteydi. Öyle ki Kabe’nin yönetiminde bile Haşimoğulları sadece dini konularda idarecilik yaparken ticari ve iktisadi konular Ümeyye oğullarının eline geçmişti.
İşte böyle bir ortamda ortaya çıkıp peygamberliğini ilan eden Abdulmuttalip’in torunu Muhammed’e(S.A.S) en büyük tepki Ümeyye oğullarının başına geçmiş olan Harb oğlu Ebu Süfyan’dan geldi. Hele hele Haşimilerden ve Hz. Muhammed’in(S.A.S) amcası olmasına rağmen Ebu Leheb’in de yeğenine karşı Ümeyye oğulları yanında yer alması ile Ümeyye oğulların eli daha da güçlenmiş oluyordu.
Evet... Daha Hz. Hüseyin ve Kerbela konusuna gelmedik ancak bunları bilmeden ya da eksik bilerek Kerbela’da niçin bir facia yaşandığını anlamamız pek de mümkün değildir ve yazık ki Kerbela katliamının ön hazırlıkları o katliamdan yıllar yıllar önce yapılmıştır.
Devam edecek...
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kerbela Katliamı Niçin Oldu? Kerbela’dan Sonra Neler Yaşandı?---1. Bölüm-- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 11.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.