Kastamonu Aslanı Şehit Hasan Rıza Paşa / Hain Esat Toptanî Paşa---4. Bölüm
KASTAMONU ASLANI ŞEHİT HASAN RIZA PAŞA / HAİN ESAT TOPTANÎ PAŞA---4. BÖLÜM ---
Mareşal Fevzi Çakmak, 1924 yılında Harp Akademilerinde verdiği konferansta, İşkodra’nın düşmesi ve Esat Toptanî hakkında şöyle demiştir:
"... 1912-1913 senesi Seferberlik Projesinde bir buçuk aylık zaman kazanmak üzere, küçük çaplı toplara karşı, tahkimine karar verilen İşkodra Kalesi henüz yarısı tahkim edilmiş halde iken muharebe başladı. Yalnız Karadağ’a karşı hesap edilmişken Malisor ve Sırpların da katılmaları ile iki misli bir düşmana karşı koymaya mecbur kalınmıştı. Buna rağmen gösterilen gayretle, projeden dört buçuk misli fazla zaman kazanıldı. Bu hesaba göre, kendisinden zaman ve mekân bakımından beklenen hizmetin on katını ifa etmiş oldu.
Asıl önemli husus, Osmanlı Hükümetinin düşman taraf ile imzaladığı ateşkes ve büyük devletlerin Karadağ ve Arnavutluk kıyılarına abluka uyguladığı ve Sırplıların kuşatmayı kaldırarak Adriyatik kıyısından, denizden ve karadan çekilmeye başladığı bir anda, İşkodra’nın teslim olması durumudur. Bu, Esat Paşa’nın hıyanet ve entrikası değilse, en hafif tabiriyle kötü idaresidir.”
Esat Paşa’nın bir gayesi de, Arnavutluk Devleti’nin kurulması ve o devletin başına geçmekti. Nitekim bu konuda Emanuel de ( Emanuel Karaso) : “... Esat Paşa, Arnavutluk Başkanlığı’nı elde etmek istediyse de dahilen ve haricen kamu oyu hazırlanmamış olduğundan muvaffak olamadı...” demiştir.
Bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere Esat Toptanî, Arnavutluk Kralı olmak gibi bir gayenin içindeydi. Peki Hasan Rıza Paşa’nın katlinde onun rolü var mıydı? İşte bu hiç bir zaman kesin olarak ispat edilemedi ama bütün deliller Hasan Rıza Paşa’nın katlinde Esat Toptanî’nın azmettirici olduğunu gösteriyordu.
Esat Toptanî, Hasan Rıza Paşa’yı ortadan kaldırmalıydı zira o hayatta olduğu müddetçe İşkodra’nın teslim edilmesi mümkün değildi. İşkodra düşmedikçe de Esat Toptanî’nin Sırp ve Karadağlıların desteğini alarak Arnavutluk Kralı olması mümkün değil gibi görünmekteydi.
Bir diğer husus: Arnavutlar Hasan Rıza Paşayı çok seviyorlardı. Hatta öyle ki normalde ona düşman olması gereken Katolik Arnavutlar bile seviyorlardı ve Katolik Arnavutların bir dini önderi ‘’ Osmanlı hükumetine ricada bulunalım da Arnavutların başına Hasan Rıza Paşayı prens olarak tayin etsin.’’ Diyordu. Böyle bir durum gerçekleşirse Esat Toptanî Arnavutluk krallığını rüyasında bile göremezdi.
Bütün bu delillerin dışında Esat Toptanî’nin İşkodra’nın tesliminden sonra yaptıklarına baktığımızda onun artık Osmanlı Devleti lehine değil tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini görmemiz de Hasan Rıza Paşayı onun öldürttüğünün işaretiydi ki adamın geçmişinde de bir sürü suikastın azmettiricisi olduğu bilinen bir gerçekti. Yani bu gibi suikast işlerinden hiç de uzak biri değildi.
Evet... Büyük devletlerin baskısı demiştik...
İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya ve İtalya devreye girerek İşkodra’yı işgal etmiş olan Karadağlılara ‘’ Haydi bakalım marş marş ‘’ çekip onu 14 Mayıs 1913’de İşkodra’dan sepetlediler. Yani Karadağ, İşkodra’da ancak üç hafta kadar kalabildi.
Esat Toptanî ellerini ovuşturdu ve ‘’ Arnavutluk topraklarını bana verin ben yöneteyim.’’ Dediyse de o büyük devletler ‘’ hele sen dur. 1912’de Geçici Arnavutluk Cumhuriyetini kurmuş olan İsmail Kemal Vlora varken seni ne diye başkan yapalım ki?’’ Dediler ve yönetimi İsmail Kemal’e verdiler.
Bu arada Haziran 1913’de Balkanlar yeniden karıştı. Çünkü Balkan Savaşlarına katılan devletlerden Bulgaristan hariç diğerleri Osmanlı’dan paylarına düşen hisseden hiç memnun değillerdi. Büyük payı Bulgaristan’ın kaptığına inanıyorlardı. Bu arada Romanya da fırsat bu fırsattır demişti. Kısacası köpeklerin dostluğu aralarına bir kemik atılıncaya kadar sürmüş ve birbirlerine girmişlerdi. Onların birbirlerine girmesini fırsat bilen Osmanlı Devleti de bu durumu iyi değerlendirerek en azından Edirne ve Kırklareli’yi geri almıştı.
Büyük devletler bir kez daha araya girdiler. Türklere ‘’ Sen daha fazla ilerleme.’’ Derken Arnavutluk için de yeni planları olduğunu ama bu arada kurulmuş olan Geçici Arnavutluk Hükumetini de tanımadıklarını bildirdiler.
Esat Toptanî, bu karışıklıktan istifade merkezi kendi memleketi Draç olan Merkezi Arnavutluk Cumhuriyeti adlı bir devlet kurduğunu ilan etti 16 Ekim 1913’de... Ancak büyük devletler bu devleti de kabul etmediler ve aralarında anlaşıp bir Alman Prensi olan Yüzbaşı Wilhelm Wied’i, Arnavutluk’u derleyip toparlamakla görevlendirdiler.
Wilhelm Weid 7 Mart 1914’de Draç’a geldi ve işe koyuldu. Ağzını açmış devlet başkanlığı bekleyen Esat Toptanî’ye ‘’ Sen hele dur bakalım ‘’ deyip Turhan Paşa’yı başbakan olarak atadı. Esat Toptanî’ye de Savunma ve Dış işleri Bakanlığını verdi
Bu durum tabii ki Esat Toptanî’nin hoşuna gitmedi. Wilhelm Wied’e karşı bir suikast tertip ettirdiyse de başarılı olamadı. Tam tersine yakalandı, mahkeme huzuruna çıkartıldı ve idama mahkum edildi. Ancak İtalya’nın araya girmesi ile idamdan paçayı yırttı ve Roma’ya sürgüne gönderildi.
Esad Paşa İtalya'da sürgünde iken I. Dünya Savaşı başlayınca Paris'e geçip orada Sırbistan ile görüşmelere başladı ve Sırbistan'ın kuzey Arnavutluk'taki toprak taleplerini kabul etmeye karar verdiğini açıklayıp onlarla anlaştı. Hristiyan Kral'dan hoşlanmayan merkezi Arnavutluk şehirleri da Esad Toptani'yi geri dönüp idareyi ele almaya çağırdılar. Ekim 1914'te Esad Toptani Sırbistan yoluyla Dıraç'a, Arnavutluk'a döndü.
Evet.. Esat Toptanî kendi çıkarları için kendi halkını da satmaya başlamıştı oysa halkının büyük çoğunluğu asıl yüzünü bilmedikleri bu haini hâlâ kurtarıcı olarak görüyorlardı.
28 Haziran 1915'te Esad Paşa, Dıraç'a gelen Sırbistan İçişleri bakanı ile "Tiran Antlaşması" adı verilen bir antlaşma imzaladı. Buna göre Arnavutluk ve Sırbistan birleşecek; (harpten sonra Yugoslavya adı verilip) kurulacak federal devlete Arnavutluk da dahil olacaktı.Ancak bu hesabı da tutmadı. Zira 1916’da Arnavutluk toprakları büyük ölçüde İtalya tarafından işgal edildi. ( Bu işgale daha sonra himaye dendi. )
Esat Toptanî yine Fransa’ya kaçtı. O Fransa tarafından artık ‘’ Sürgündeki Arnavut Kralı ‘’ Olarak tanınıyordu.
Esat Toptanî 1919 Senesinde Paris’te yapılan barış konferansına Arnavutluk temsilcisi olarak katıldı. Ancak konferanstan sonra İtalya’nın baskısı ile Paris’ten ayrılmasına izin verilmedi.
1920 Yılında artık İtalya’nın işgalinden iyice bunalmış olan Arnavutlar bu işgale karşı direniş başlattılar. Direnişçilerin bir kısmı ‘’Halk Meclisi’’ adı verdikleri bir grup oluşturmuşlar ve Esat Toptanî’nin Fransa’dan gelip başlarına geçmesini beklerken bir diğer grup da Tiran merkez olmak üzere bir hükümet kurup başkanlığına da Süleyman Delvina’yı getirmişti ve bu grubun artık Esat Toptanî’ye tahammülü kalmamıştı. Arnavutluk’un huzura kavuşması için Esat Toptanî’nin ortadan kaldırılması gerekiyordu.
Yaşadığı süre içinde pek çok suikastta parmağı olan Esat Toptanî 13 Haziran 1920’de Paris’te Avni Rüstem adında bir Arnavut üniversite öğrencisi tarafından tabanca ile vurularak öldürüldü.
Esat Toptanî’nin cenazesine kim sahip çıktı dersiniz?
Osmanlı Devleti değil elbette.
Arnavutlar da sahip çıkmadı.
Esat Toptanî, Sırp askeri yetkililerince Paris’te yapılan askeri bir tören sonrasında yine Paris’te bulunan Sırbistan Askeri mezarlığına defnedildi.
Bu arada Avni Rüstem’in de Tiran’da bir büstü dikildi ve altına ‘’ Halk Kahramanı ‘’ Yazıldı.
****
Evet... Bu dizi yazımızı ilginç bulacağınızı düşündüğüm bir bilgi ile noktalıyorum.
Şehit Hasan Rıza Paşa’nın kızı Ayşe Saffet Rıza Alpar, Türkiye Cumhuriyetinin ilk kadın kimyagerlerinden ve ilk kadın rektörüdür. 1972-1974 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesinin rektörlüğünü yapmıştır.
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kastamonu Aslanı Şehit Hasan Rıza Paşa / Hain Esat Toptanî Paşa---4. Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından 13.06.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.