Eklenme Tarihi : 15.05.2022
Okunma Sayısı : 499Yorum Sayısı : 7
Etiketler
Sami Biber
Sami  Biber
tarafından eklendi
15.05.2022
Günün Yazısı

Bu Yazı 16.05.2022 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
İzmir’in İşgali Ve Aziz İlan Edilen İki Hain.—1. Bölüm--


Bugün ( 15 Mayıs 2022 )  bildiğiniz  gibi  İzmir’in  Yunanlılar  tarafından işgalinin  103. Yıldönümüdür. İşte  bu  sebeple  İzmir’in İşgali sırasında  büyük  ihanetlerde  bulunmuş  ama  sonrasında  aziz  muamelesi görmüş  iki  şahsiyetsiz şahsiyetten  bahsedeceğim  sizlere.

Başlayalım  o zaman.

 İZMİR’DE EMİR  SULTAN  HAZİRESİNDE  DEFNEDİLMİŞ  OLAN  BİR  VATAN  HAİNİ: KAMBUR  İZZET  PAŞA

Önce  Hazire  nedir  açıklayalım: Hazire cami veya dergah-tekke alanlarında yer alan, etrafı çevrili mezar yerlerinin genel adıdır dolayısıyla da genelde bu alanlara başta camiyi ( veya dergahı ) yaptıran şahsın kendisi ve yakınları olan kişiler ve aynı zamanda tarikat şeyhleri, dindar hüviyetiyle tanınan ve sevilen kişiler defnedilir. Lakin görün ki İzmir'deki Emir Sultan Hazretlerinin defnedildiği hazireye tam anlamıyla vatan haini olan biri defnedilmiştir 1920 Yılında.

Şimdi hemen itiraz edecekler olabilir ’ Hocam ! Emir Sultan Hazretlerinin dergahı da türbesi de Bursa’dadır’ Diyerek. Evet doğrudur ama bu Emir Sultan başka bir Emir Sultan. İzmir’in ilk fatihi Umur Bey’in hem hocası, hem komutanı olan Mükremeddin Emir Sultan...O da bir evliya.

Neyse, işte bu kahraman evliya Mükremeddin Emir Sultan’ın dergahının haziresine 1920 yılında bir hain gömülmüş. Hem de Yunanlılar tarafından. Bu hain ise tarihimize Kambur İzzet Paşa adıyla geçmiş olan bir alçaktır.

Peki Kambur İzzet Paşa ne yapmış ki bu adama bu kadar öfke doluyum? Ona hem hain hem alçak diyorum.

Yazıyı uzatmamak adına nerede doğdu, hangi okulları okudu fasıllarını atlıyorum.

Kambur İzzet Paşa çeşitli illerde valilik görevinde bulunduktan sonra 11 Mart 1919 da Aydın Vilayeti ve havalisinin valisi oldu. İzmir de Aydın vilayetine ( Eyalet demek daha doğru olur aslında ) bağlı olduğundan 23 Mart’ta İzmir’e gelen Kambur İzzet Paşa bu ilin valiliğini de üstüne aldı ve icraata başladı.

’İcraata başladı’ diyorum ama onu oraya getiren aslında İngilizlerdi. Nitekim İngiliz Yüksek Komiser Yardımcısı Richard Webb daha Ocak 1919 da İngiliz Dışişleri Müsteşarlığına yazdığı özel raporunda şöyle diyordu: “ Görünürde ülkeyi işgal etmediğimiz halde, şimdiden valilerini atıyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz.” Kambur İzzet Paşa da işte bu valilerden birisiydi.

İlk icraatı olarak Milli Mücadele ruhu ile yazılar yazan Anadolu ve Duygu gazetelerini kapattı. Yerel örgüt yöneticilerini makamında toplayarak ’ ”Herkes sizi İttihatçılık ve Bolşeviklikle suçluyor. Devletin bu nazik günlerinde İzmir’de huzuru bozmanıza izin vermem” Sözleriyle gözdağı verdi.

Kendisinden  önceki İzmir Valisi Nurettin Paşa’yı görevden uzaklaştırarak yerine kendi kafasında biri olan Ali Nadir Paşa’nın 17. Kolordu komutanlığına getirilmesini sağladı.

 [ Bu  Nurettin  Paşa’nın  adını  unutmayın. Çünkü  tarihiizde  Sakallı Nurettin  Paşa olarak  tanıdığımız  bu  paşa İzmir’in  düman  işgalinden  kurtulmasından  sonra  Yine  İzmir  Valisi  olacaktır  ve  yazımıza  konu olacak  diğer  hain  anlatılırken  Sakallı  Nurattin Paşanın  adı  da  sık  sık  zikredilecektir. ]

Gelelim İzmir’in işgaline...

14 Mayıs 1919 da İzmir’in işgal edileceği artık gün gibi aşikar olmuştu. İzmir’in Türk ve Müslüman halkı büyük bir tedirginlik ve öfke içindeyken Kambur İzzet Paşa Islahat Gazetesi muhabirine ’ “Halkı endişeye sevk eden bu tutum, Barış Konferansında zuhur etmeyecektir. Bu söylentileri çıkaranlar,kötü niyetli ve hayali geniş kimselerdir. Endişeye mahal verecek bir durum yoktur” diyordu. Kankası Nurettin Paşa da ’ “Sadrazam Damat Ferit Paşa ile konuşulmuştur. Babıali’de işgal vukuuna dair bir malumatımız yoktur. Amiralin notası, mütareke hükümlerindendir ve doğal olarak kabul edilmesi gerekir” demekteydi.( Burada bahsedilen Nota İngiliz Amirali Galthorp’un Damat FeritPaşa’ya ( Osmanlı Başvekili ) İşgal değil sadece müttefik güçlerin bazı inzibat birliklerinin emniyet ve asayişi temin amacıyla kıyıya çıkacağını, bunlar arasında Yunan askerinin de olabileceğini bildirmesinden ibaretti. Mütareke yani Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. Maddesi gereği İtilaf devletleri güvenliklerini tehlikede gördükleri her yeri işgal hakkına sahipti. )

14 Mayıs 1919 da Kambur İzzet Paşa gelen giden heyetler, halkın heyecanı, baskılar derken iyice bunalır ve sonunda açıklamayı patlatır“İşgal haberi doğrudur, lakin işgal hakkında Babıali’den bir emir almadım. Ama müttefik devletlerden bu konuda bir yazı geldi. İşgal sırasında yapılacak aşırılıklar ve taşkınlıklar memlekete zarar verebilir, kan dökülebilir. Bu nedenle sükunetimizi muhafaza edelim.’

14 Mayıs 1919 akşamında Bahri Baba Parkında (Maşatlık=Yahudi mezarlığı) bir protesto gecesi düzenleneceği her türlü imkanla halka duyurulur. Gece on binlerin katılımıyla muhteşem bir protesto mitingi düzenlenir. Ama bu miting yapılırken, kolordu komutanı Ali Nadir Paşa da sorumluluğunda bulunan tüm subayları toplayarak durumu onlara anlatır, direniş gösterilmemesini, istendiğinde silahların teslim edilmesini ve birliklerin karargahlarından dışarı çıkmamalarını ister ve hatta subaylarından bu konuda yazılı taahhüt bile alır.

Geldik 15 Mayıs 1919 Sabahına

Gece yapılan mitingle oluşturulan yeni bir heyet, 15 Mayıs sabahı sat 6 sularında yine İzzet Paşa’nın yanına çıkar ve durumu sorarlar. İzzet Paşa, “Ben dün akşam İngiliz amirali ile uzun boylu konuştum: Konuşmalarımdan çıkardığım sonuç ve hissiyatım, İzmir’de kesinlikle bir işgalin gerçekleşmeyeceği yönündedir. Belki müttefikler buraya, aynen İstanbul’da olduğu gibi polis kolları çıkarabilirler, belki de bunların içinde Yunanlılar da olabilir .Bunun sebebi, İttihatçıların azınlıklar hakkında son günlerde yaptıklarıdır. Fakat kesinlikle söyleyebilirim ki,İzmir’e bir tek Yunan askeri çıkmayacaktır”. der. Ancak tam bu konuşmaların olduğu saatlerde Yunan askerleri İzmir’e çıkmaya başlamışlardır bile.

İzmir Metropoliti Hristomos’un karaya çıkan Yunan askerini takdis etmesi, İzmirli Rum kızlarının Yunan bayrakları ile Yunan ordusunu sevinç çığlıkları içinde karşılaması, Hasan Tahsin ve ilk kurşun olayı, ’Zito ( Yaşasın ) Venizelos ’ diye bağırmadığı için kafası dipçik darbeleri ile parçalanarak şehit edilen Albay Süleyman Fethi Bey olayı çok bilinen olaylar olduğu için o kısmı da atlıyorum.

İşgalin başlamasıyla birlikte Yunanlıların yıllardır bekledikleri fırsat ellerine geçmiştir. 28 yüksek rütbeli olmak üzere 100 subay, 540 er ve binlerce sivil yaka paça limandaki Patris gemisinin hayvan ambarlarına tıkılmıştır. İlk gün şehit olanların sayısının 2.000 kişi olduğu pek çok kaynakta mevcuttur.

Yunanlılar, bir Yunan Subayının da itiraf ettiği gibi : ’ “ Mutaasıp domuz Türklerin kafalarını vücutlarından ayırıyoruz…Vardığımız köylerde batıl Türk inancının simgeleri olan minareleri ve mescitleri dinamitle havaya uçuruyoruz…Memleketimizi, Fatihin sülalesinden gelenlerin derya gibi akan kanlarıyla temizliyoruz “ ruhuyla hareket ederken İngiliz Elçiliğine sığınmış olan İzzet Paşa halen şerefsizliğe devam etmektedir. Nitekim İzmir’de kan gövdeyi götürürken o hâlâ zamanın Köylü Gazetesine ’ “İzmir olayları büyütülüyor…Yunanlılar, itilaf devletlerinin kararını uyguluyorlar. Bazı kötü niyetliler İzmir’in Yunan tarafından işgal edildiği söylentisini çıkardılar…Bu yalandır, tekzib olunur.” Diyebilmektedir. Yunanlılar tarafından tartaklanan oğluna ’ Evladım Seyfi ! Zito diye bağır’ derken hâla nasıl olup da ’Yunan İşgali diye bir şey yok’ diyebilmiştir anlamak mümkün değil.

Nadir Paşa Peki?

Albayı Süleyman Fethi kahramanca şehit olurken elinde beyaz bir bayrakla Yunan askerlerinin karşısına çıkan Nadir Paşa rütbesiz bir Yunan askerinden nadir görülen iki tokat yiyerek yere serilmiş, ardından da kıçına tekme yemişti.

25 Haziran 1915

İzmir’in İşgalinin üzerinden yaklaşık kırk gün geçmiştir ama Kambur İzzet Paşanın şerefsizliğinde bir gram eksilme olmamıştır. O hâla bir bildiri yayınlayarak şöyle demektedir:

“Yunan’ın işgal ettiği yerlerde, şimdiki politikamızı bilmeyen bazı kötü niyetli ve sorumsuz kimselerin rehberliği ve teşebbüsleri ile bir takım saldırgan hareketler düzenlendiği anlaşılmaktadır.( Kuvay-i Milliye Hareketinden bahsediyor ) Bunun zararlı ve acıklı sonuçları açıklanmaya muhtaç değildir. Bu nedenle, başından beri yaptığım öğütleri ve bildirileri doğrulayarak şu noktaların bilinmesini zaruri görmekteyim:

1) Çete veya gönüllü olma yoluyla bu yönde yapılacak her türlü teşebbüs, bizim için maddi ve manevi yönden büyük zararlar vermektedir. Buna kalkışanlar çok büyük bir sorumluluk altına gireceklerdir.

2) Bu kargaşa ve bunalım hali tabii ki daha fazla devam edemeyeceğinden ve Allah’ın acıyıp yardım etmesiyle çok yakında sona ereceğinden bu tür zararlı hareketlerden kesinlikle kaçınılmalı, halk ağır başlılığını ve sükunetini koruyarak günlük işlerini döndürmeye çalışmalıdır”


Allahının acıyıp yardım etmesi?

Düşmanına karşı tek bir kurşun bile atma, koyun misali boynunu uzat kasabının bıçağına, sonra da kurtuluş için reçete olarak ’Allahın acıması ve yardımı ’ de. Atatürk’ün ’Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet’ dediği şeyin tam olarak somut bir örneği...

5 Ocak 1920

Kambur İzzet Paşa bir kalp krizi sonucu geberdi gitti. Cenazesi ise Yunan hükümeti tarafından, korgeneral rütbesine ulaşmış bir asker cenazesine eşdeğer tutuldu ve devrin askeri ve mülki erkanının katıldığı muhteşem bir törenle İzmir'deki Emir Sultan Dergahı Haziresine defnedildi.

Kalp krizi geçirip öldüğü anda göğsünde Yunanlılar tarafından verilmiş olan Anoteron Taksiarhis nişanı bulunmaktaydı.

*******
Kabur  İzzet  Paşa  Haininin  Yunan  işgal  Kuvvetleri  komutanı Zafiriu’ya kendisini  kanıtlamak  için  ‘’ Benim İzmir’in  Yunanlılarca işgalini  temin  etmek  için  ne  kadar  çaba  sarf  ettiğimi  Metropolit  Hristomos  Efendi’ye  sorabilirsiniz.’’  Diyerek  referans  gösterdiği diğer  hain  Hristomos  Kalafatis’i de  gelecek  bölümde  ele  alalım.

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( İzmir’in İşgali Ve Aziz İlan Edilen İki Hain.—1. Bölüm-- başlıklı yazı Sami Biber tarafından 15.05.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.