Hırsızın Elini Kesmeden Hırsızlığı Önlemek Mümkün Mü?
HIRSIZIN  ELİNİ  KESMEDEN  HIRSIZLIĞI  ÖNLEMEK  MÜMKÜN  MÜ?

Biliyorsunuz çok yakın  zamanda  özellikle  çocuklara  yönelik  cinsel  istismar  ve  öldürme  olayları  üzerine  bir  kampanya  başlattık :  ''İdam  tekrar  geri  gelmeli''  diye.  Hatta  daha  ileri  giderek  mesela  Özgecan Aslan'a  tecavüz  edip daha  sonra  ellerini  kesen,  sonrasında  da  yakan  katil  için ''  Aynen  onu  da  bu  şekilde yakmak  gerek ''  dedik.  Bu  tür  caniler  için kazığa  oturtmaktan  diri  diri  derisini  yüzmeye  kadar  pek  çok  işkence  şekillerini  önerdik.  Neden?  Eğer  böyle  yapılırsa  bu  suçlar  önlenebilir diye  düşündüğümüzden.

En cahilimizden  en  eğitimlimize  kadar  hepimiz istisnasız  cezaların  caydırıcı  olmadığı üzerinde  durduk.  Üç  beş  senelik  hapis  cezasının  karısını  sokak  ortasında  mermi  manyağına  döndüren  caniyi,  cani ruhlu  herifleri  durduramayacağı, ağırlaştırılmış  müebbet  hapis veya  en  doğrusu  idam  ile  bu  suçların  azalacağını  savunduk.

Hatta  ben...Evet  ben  ''  Çocuklara tecavüz  edip  öldürenleri  ıssız  bir  adaya  atalım.  Hiç  bir  şekilde  yiyecek  ve  içecek  vermeyelim.  Bir  taraftan  birbirlerini  becerirken  bir  taraftan  açlık  ve  susuzluktan  bağıra  bağıra  gebersinler ''  Diye  paylaşım  yaptım. 

Peki  gerçekten  de  bütün  bu  caydırıcı  önlemler (!)  eğer  alınmış  olsaydı  bahsettiğim  suçlar  azalır  mıydı?  

Ya  da  soruyu  değiştiriyorum.  Bu  suçları  engellemek  için başka  tedbirler  alınamaz  mı?

Tacizi  tecavüzü  geçtim.  Suç  mesela  hırsızlık olsun.  Evet,  daha  hafif bir  suç olan  hırsızlığın  cezası  arttırılsa  mesela  şeriat  kanunlarında  olduğu  gibi  hırsızlık  yapanın  eli kesilse hırsızlık  önlenebilir  mi?  

Yahut  da  hırsızlığı  önlemek  için  hırsızın  elinin  kesilmesi  şart  mıdır? 

Bence  hayır.  

Hırsızlık  dedik  onunla  devam  edelim.  Bence  hırsızlığı  önlemenin  en  doğru  yolu ''Hırsızlık ''  denen  kavramı  tamamen  delete  etmektir.  Yani  toplumda  böyle  bir  kavramın  olmamasıdır. Öyle  bir  toplum  oluşturacaksınız  ki  o  toplumda  ''Hırsızlık ''  dediğinizde  ''O  da  ne? Biz  böyle  bir  kavram  bilmiyoruz ''  diyecekler. 

Fazla  uçtum  değil  mi?  

Ama  var öyle  bir  toplum.  

Gelin  şimdi  yukarıdaki üç resme bakalım:  Ne görüyorsunuz  o  resimlerde?  Minik  manav  tezgahları.  Tezgahlarda  çeşitli  ürünler  var. Ürünlerin  fiyatları  üzerinde  yazılı. Peki  tezgahların  başında  insan  görüyor  musunuz?  Hayır.  

Şimdi  bundan  sonrasını  bir erkek evladı  ve  kızı,  gelini  ve  torunu orada,  yani  o  tezgahların  açılmış  olduğu  Japonya'da bulunan,  Japon  gelinini,  evlatlarını  ve torununu  ziyaret  için  gittiği  Japonya'da gördüklerini  anı  olarak  anlatan  Nilgün  Özdemir  arkadaşımızın  kaleminden  izleyelim.

Bugün mahallelerde dolaşırken bu küçük manavları gördüm.

Bazı insanlar, bahçelerinde yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri, evlerinin yol kenarında bu küçük tezgâhlarda satışa sunuyorlar.
Ama sahipleri başlarında durmuyor.

Sebze veya meyvelerin kg'larını ve fiyatlarını üzerlerine yazıyorlar, bırakıp gidiyorlar.

Sordum: ''Peki, parasını kime verecek alanlar?''

Dediler ki: ''O kenarda boru var oradan içeriye atıyorlar, veya bazıları kutu koyuyor onun içerisine atıyorlar.''

Dedim:'' Ortalıkta kimse yok, bu sebze ve meyveleri insanlar alıp gitse kimsenin ruhu duymaz, nasılsa sahibi yok başlarında, para atmadan alıp gitseler kim anlayacak?''

Aldığım cevap:
''Tabi anlayamazlar ama kimse öyle bir şey yapmaz.''

Müslüman olmayan, hatta  bize  göre  kafir olan  Japon, '' Tezgahların  başında  hiç  kimse  olmasa  da  kimse  öyle  bir  şey  yapmaz''  diyor  ve  gerçekten  de  o  ülkede  kimse  böyle  bir  şey yapmıyor.  Çünkü  hırsızlık  diye bir  kavram  yok  hayatlarında.  Onu  tamamen  çıkarmışlar lügatlarından 

Peki  %99 u  Müslüman  olan  Türkiye'de  durum  ne?

Öyle  ya  Müslüman  olan,  Allah'a ve  onun  indirdiği  kitaplara,  peygamberlere  inanan  bizleriz.  Ama  ''Türkiye'de  böyle  bir  manzara  görmek  mümkün  mü?'' diye  sorsam  ''  Evet  ya.  Türkiye'de de  aynen  böyledir ''  Diyebilecek  bir  Allah'ın  kulu  var  mı? Yok.

Yahu  daha  bir  ay  önce,  üstelik  bir  hafta  arayla, üstelik  içinde  üç  güvenlik  görevlisinin  bulunduğu  (  iki  oğlum  ve  gelinim ) bir  apartman  dairesinin  kapısı  önünden  ayakkabı  çalınıyor.  Böyle  bir  tezgah  açsak  bir  saat  demez  ne  var  ne  yoksa  çalınır. Ama  biz   Müslümanız  onlar  dinsiz.

Bizim  Müslüman  olan  ülkemizde  durum  aşağıdaki  resimlerde  bir  güzel  ifade  ediliyor  ki  tam  anlamıyla  utanç  tablosu.

Yahu  caminin,  evet  caminin abdest  aldığımız  muslukları  böyle  olur  mu?  (  4.  Resim ) Ama  olmak zorunda.  Aksi  taktirde 5.  Resimdeki  gibi  oluyor.  

Yahu  cami'de, Allah'ın  evinde  hırsızlık olur  mu?  %99 u  Müslüman  olan  benim  ülkemde  Müslümanın  biri  camiye  namaz  kılmaya  girerken  bir  başka  Müslüman  onun ayakkabısını  çalıyor. Ayakkabısı, terliği  çalınan  da  bir  daha  çalınmasın  diye  6. ve  7.  Resimdeki  önlemleri  alıyor. Gerçekten  utanç  verici. 

Caminin  bağış  kutusunda kilit?  İnsana  ''  Ohaaaa''  dedirten  bir  manzara  ama  o  kilit  olmasa  o  kutudan  da  para  çalınıyor. 

Neden  peki?

Çünkü bizim  lügatımızda  hırsızlık  denen  bir  kavram  var. (  Diğer  suçlar  için de  durum  aynıdır.  ) 

Bizde  asla uygulanmamış  olsa  da   hırsızın  elleri  kesilir.  Peygamberimiz  bile  ''  Hırsızlık  eden  kızım  Fatma  olsa  onun  bile  ellerini  keserim''  Demiş (  Din  adamlarımız  öyle  diyor ) Ama  Japon  ''  Hırsızlık  edenin  ellerini  kesmiyor.  Böyle  bir  cezaları,  böyle  bir  kuralları  da  yok. ''Bir  Japon  hırsızlık  ederse?'' diye  bir  düşünce  yok  o insanlarda. 

Peki  nasıl  oluyor  da  oluyor?

İşte  asıl  soru  bu.

Peygamberimiz  kendisinin  bu  dünyaya  niçin  geldiğini  nasıl açıklıyor:  '' Ben  ancak  güzel  ahlakı  tamamlamak üzere  gönderildim''

Yani  Japonya'da  her  ne oluyorsa  bizim  bir  türlü  özümseyemediğimiz  Peygamberimizin  ahlakına  her  nasılsa  sahip  olmalarından oluyor. Peki  bizim  için  bir  reçete  yok  mu? 

İşte  bizdeki  bu  yüzümüzü  kızartan görüntülerin  bir daha  olmamasının  reçetesi.  Bu  reçeteyi  de  bir  cami  imamı  görev  yaptığı  caminin  kapısına  yapıştırmış  ve  şöyle  diyor:

Çocuklarımıza ibadeti öğretmeden önce ahlaklı olmayı öğretelim yoksa çocuklarımız;

NAMAZ kılan bir hırsız
ORUÇ tutan bir sapık
HACCA giden bir yalancı
KURBAN kesen bir tefeci
ŞEHADET getiren bir terörist olabilir..!

Nitekim  de maalesef  öyle  oluyor.  Çünkü  ahlak  eğitimi  verilmiyor,  vicdan  denen  kavramdan  uzak  yetişiyor  nesil

Kısaca  özetleyecek  olursak  eğer ''  ille  de  dindar  nesil ''  deyip  ahlakı  sadece ''Aman  evladım  cıbıldak  kadınların  bacaklarına,  kalçalarına,  memelerine  bakma!  Çoook  günahtır''dan  öteye  götüremiyorsak  daha  çok  çalınır  evlerimizin  kapısı  önünden  ya  da camilerden  ayakkabılarımız.  Hatta  abdest  alacağımız  musluklarımız...Öyle  el kesmekle,  kazığa  oturtmakla  da  önleyemeyiz. 

Önce  ahlak...Ahlaklı  bir  toplum  yetiştirebilirsek  inanın  kanun  koymaya  bile  gerek  kalmaz. 

Japonlar  yapmış. Biz  neden  yapamayalım? 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Hırsızın Elini Kesmeden Hırsızlığı Önlemek Mümkün Mü? başlıklı yazı Sami Biber tarafından 11.11.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.