Eklenme Tarihi : 30.09.2017
Okunma Sayısı : 1719Yorum Sayısı : 4
Etiketler
Sami Biber
Sami  Biber
tarafından eklendi
30.09.2017
Günün Yazısı

Bu Yazı 1.10.2017 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Bütün Müslümanlar Kardeş İse Kerbela Olayını Nasıl Yorumlamalıyız?



Allahın  kitabı  Kur'an-ı  Kerimde  Hucurat  Suresinin  10.  Ayeti  '' Bütün  Müslümanlar  kardeştir''  Diye  başlar.

Yüce  Rabbimiz  kendi  sözü  olarak  bütün  Müslümanların  kardeş  olduğunu  söylemiş  ama  kitabını  indirdiği  Hz.  Muhammed'i  görmüş,  onun  tarafından  eğitilmiş, İslam  eğitimini  bizzat  ondan  almış  ve  yine  Hz  Muhammed  tarafından  ''  Gökteki  yıldızlar  gibidirler''  övgüsüne  nail  olmuş, hatta  onun  akrabaları olan  insanlar  arasında  bile  maalesef  bu  kardeşliğin zaman zaman  kötü  şekilde  bozulduğunu  gömek,  tarihsel  olarak  böyle  bir  gerçekliğin  varlığı  maalesef  hem  şaşırtıcıdır  hem  de  oldukça  üzücü...

Mesela Hz.  Osman, bilindiği  gibi  cennetle müjdelenmiş  on  kişiden  birisidir.  Peygamberimizin  iki kez  damadı  olması  sebebiyle  ''  iki  nur  sahibi  ''  anlamında  kendisine Zinnureyn  denilmiştir. Peygamberimiz  ona  o  kadar  iltifat  ederdi  ki  mesela  Hz.  Osman  yanına  geldiğinde  ayağa  kalkıp  ona  hürmet  gösterirdi.  Ancak Peygamberimizin  bu  kadar  çok  sevgisine mazhar  olmuş  olan  Hz  Osman  656  yılında  Müslüman  olan  kardeşleri (  Dinen  kardeş )  tarafından  hunharca  öldürüldü.  Hunharca  öldürülmekle  de  kalmadı.  Ona  karşı  öylesine  bir  düşmanlık  vardı  ki  cenazesi  üç gün  boyunca  öldürüldüğü  evden  çıkarılamadı.  O  mübarek  insanın  cenazesi  bir  kapı  sökülüp  sal  yapılmak suretiyle  kapı  üzerinde  taşındı.  Musallaya  konduğunda Umeyr bin  Dabi  adlı  bir Müslüman (!)  cesedin  üzerine çıkarak bir  kaburga  kemiğini  kırdı.  Cenazeye  katılan  az  sayıdaki  Müslüman  sahabe  taşlandı  ve  bu  cenazenin  Müslüman  mezarlığına  değil  Yahudi mezarlığına  gömülmesi  istendi.  Sonra  Müslüman  mezarlığı  olan  Bâki  mezarlığının  duvarları  dışında  Haşşi  Kev-keb  denen  bir  yere gömüldü. (  Daha  sonraları  Muaviye  Haşşi  Kev-keb'i  Bâki  mezarlığıa  kattı.) 

Bu  nasıl  bir  kardeşlikti  ki  düşmanlık  öldükten  sonra  bile  devam  ediyordu?

Ancak  bu  olayla sınırlı değildi  bu  akıl  almaz  düşmanlıklar.

Hz.  Osman'ın  şehit  edildiği  yılın Kasım  ayında  ( 7  Kasım  656 )  Biri  peygamberimizin  eşi  diğeri  amcasının  oğlu  olan  iki  Müslüman  kardeş (  Hz.Ayşe-  Hz. Ali )  Karşı karşıya  geldiler.  Savaş  oldu  iki  taraf  arasında. (  Cemel  savaşı )  Pek  çok  Müslüman,  Müslüman  kardeşinin  kanını  döktü  ki  kanı  dökülenlerden sadece ikisi   Peygamberimizin  çok  sevdiği ve cennetle  müjdelenen  on  kişiden olan  Talha bin  Ubeydullah  ve  Zübeyr bin  Avvam  idi.  ( Talha  savaş  esnasında,  Zübeyr  savaştan  sonra Medine'ye  dönerken  yolda  öldürüldü.) Cennetle  müjdelenmiş  olan  Hz.  Ali  ile  yine  cennetle  müjdelenmiş  olan  Talha bin Ubeydullah  ve  Zübeyr bin  Avvam'ın '' Bütün  Müslümanlar  kardeştir '' ayetine  rağmen  karşı  karşıya  gelip  savaşması  basitçe  ''  Addullah  ibni  Sebe  adlı  münafık  Yahudinin  fitnesi''  olarak  izah  edilebilir  mi?

Sonra yine  Peygamberimizin  amcasının  oğlu,  Allah'ın  aslanı  Hz.Ali  ile  Peygamberimizin  vahiy  katipliğini  yapmış  olan  Muaviye  arasındaki  Sıffin  Savaşı... ''Bütün  Müslümanlar  kardeştir''  Ayetini  belki  de  Muaviye  kaleme  almıştı.  Bu  ayet  muhtemeldir  ki  Hz.  Ali yanındayken  indirilmişti  Hz.  Muhammed'e  ama  657  yılında yapılan  bu  savaşta  Müslüman  kardeşler  yine  birbirlerinin  kanını  akıtmışlardı  Hucurat  Suresi  10.  Ayete  rağmen...  Bu   ayeti herkesten  daha  iyi  bilenler  oldukları  halde...

Cennetle  müjdelenmiş  olan  Sa'd ibni  Ebi  Vakkas'ın  hakemler  olayında  yaptığı  hile? Böyle  bir  hileyle  halifeliğin  Muaviyeye  geçmesi ?  Cennetle  müjdelenen  bir  insan  böyle  bir  hile  yapabilir  miydi?  (  Konu  uzundur, yazmadım.  Ama  herkes  bilir  zaten  bu  hileyi ) 

27  Ocak  661 tarihinde  Hz.  Ali'yi  şehit  eden  ibn-i  Mülcem,  secde  etmekten  dizleri,  alnı  ve  avuç  içi nasır  tutmuş  bir  Müslümandı (!)  Kardeşi  Ali'yi  öldürürken  ''  Hüküm  yalnız  Allahındır  ya  Ali''  demiş  ve zehirli  kılıcını  Hz.  Ali'nin  kafasına  indirmişti. Oysa  bir  taraftan Kur'anda  ''Bütün  Müslümanlar  kardeştir  ''  ayeti  vardı,  öte  taraftan  Hz.  Muhammed, ölmeden  önce '' Size  iki  şey  bırakıyorum:  Biri  Kur'an,  diğeri  Ehl-i  Beytim''  Diyerek  Hz.  Ali'yi  ve  ailesini  Müslümanlara  emanet  etmişti.

Hz.  Ali'den  sonra  oğlu  Hasan'ın  halifeliği  söz  konusu  olunca  Muaviye  savaş  hazırlıklarına  başladı.  Bunun  üzerine  Hz. Hasan,  Müslüman  kanı  dökülmesin  diye  halifelikten  vazgeçti.  Ama  Muaviye  için  potansiyel  bir  tehlike  idi.  Hz.  Hasan'ı  bizzat  karısı Cude binti el-Eşas b. Kays'a zehirletti. Fakat  Hz.  Hasan'ın  çilesi  zehirletilerek  öldürülmekle  bitmedi.  Bir  vasiyeti  vardı:   Dedesi  Muhammed  Mustafa'nın  yanına  defnedilmek...İlle  velakin  Hz.  Ayşe  buna  şiddetle  karşı  çıktı.  Hatta  öyle  ki  Hz.  Hasan'ın  cenazesini  taşıyanların  üzerine  ok  yağdırdığı  bile  rivayet  edilir. Hz. Hasan  Bâki  mezarlığına defnedildi.

Bu  nasıl  bir  İslam  kardeşliği  idi  ki  bütün  Müslümanların  annesi olan Hz.  Ayşe,  üvey  de olsa  torunu  olan  Hz.  Hasan'a  karşı  bu  kadar  düşmanlık  duyuyordu?  

Bu  arada  Cude  de  kocası  Hasan'a  ihanetin  bedelini  şöyle  ödedi: Cude binti el-Eşas b. Kays, Hz. Hasan’ın vefatından sonra Şam’a geldi. Muaviye’ye oğlu Yezid'in onu alacağını söyleyince, Muaviye kendisine şöyle dedi: Sen ki Hz. Muhammed’in kızının oğlu Hasan gibi yiğide vefasızlık ettin, benim oğluma ne kadar vefa edersin?  Senin dünyada sağ kalman da ziyandır''   Sonrası  malum.  Cude'yi  öldürttü.

Peygamberimizin  vefatından  yaklaşık  elli  sene  kadar  sonra  yani  Peygamberimizi  gören,  onun  sohbet  halkalarında  bulunan  insanlar  henüz  daha  hayattayken,  ''  Bütün  Müslümanlar  kardeştir''   ayetinin  indirilmesi  üzerinden  en  fazla  yetmiş  sene  geçmiş  iken  Hicri  10  Muharrem,  Miladi  5 Ekim 681( veya  680 )   de  yaşanan  Kerbela  Faciasına  ne  demeli  peki? 

Bir  tarafta  bu  elim  olaydan  sadece  12  sene  önce  henüz  23  yaşındayken    büyük  sahabe  Ebu  Eyub  el  Ensari  ile  birlikte  İstanbul'u  feth  etmek ,  böylece  Peygamberimizin  müjdesine  nail  olmak  için  kılıç  sallayan  Yezit,  öte  tarafta  Peygamberimizin  ''Ehl-i  Beytim''  dediği  ''  Size  iki  şey  bırakıyorum:  Biri  Kur'an,  diğeri  Ehl-i  Beytim''  diyerek  tüm  Müslümanlara  emanet  ettiği ama  maalesef  Babası Ali de,    ağabeyisi  Hasan  da  Müslümanlarca  korunamayan,  dahası  katledilen,  ehli-  Beytin  son  temsilcisi  Hz.  Hüseyin...

669  Yılında  İstanbul  önlerinde  Peygamber  müjdesine  nail  olmak  için  kılıç  sallayan  Yezit'i  on  iki  yıl  içinde  ''  Ehl-i  Beyt  Katili ''  yapan  neydi?  Bir  insanda  on  iki  sene içinde  böyle  bir  değişim  nasıl  olurdu?  Evet,  olmaması  lazımdı  ama  olmuştu.  

Yezit,  hiç bir  şekilde  hakkı  olmadığı halde,  işi  gücü  içki  içmek  ve  dansöz  oynatmak olduğu  halde  İslam  aleminin    altıncı  halifesi  olarak  Emevi  tahtına  oturmuş  ve  insanları  kendisine  '' Yezit'in  kulu  olarak  biat  ettim''  Demeye  zorluyordu.  

Pek  çok  tarihçi  maalesef  Kerbela  olayının  sebebinin   Hz.  Hüseyin  ile  Yezit  arasındaki  iktidar  mücadelesi  olduğunu  söylerler.  Evet,  Halifelik  Yezit'in  hakkı  değildir.  Yezit  o  makma  asla  layık  değildir.  Ancak  mücadelenin  asıl  sebebi  Yezit'in  artık  basit  bir  halifelikle  yetinmeyip  ilahlık  iddiasında  bulunmasıydı.  Hz.  Hüseyin  hiçbir  zaman  ''  Yezit'in  kulu  olarak  biat  ettim''  Demezdi.  Demedi  de.  

Kerbela  olayının  ayrıntılarına  girmeyeceğim.  Ancak  bu  kanlı  vahşetle  de  bitmemişti Yezit'in  katliamları. 683  yılında  Kabe'yi  mancınıklarla  taşa  tutması.  Kendisine  halen  biat  etmemiş  olan yüzlerce  (  hatta  binlerce)  Mekkeliyi  katlettirmesi.  Harre  olayı  adı  verilen  bu  olayda  dokuz  yüzün  üzerinde  kadının  ırzına  geçilmesi...

İnsanın  aklının  hafsalasının  alabileceği  olaylar  değil.

İlginç  olan  da  nedir  biliyor  musunuz? Yezit'in  emri  ile  bu  katliamlar  yapılıp  Kabe  taşa  tutulurken   Yezit ölmüştür.  Onun  679  da  halifelik  makamını  işgal  ettiğini  bildiğimize  göre  hepi  topu  dört  yıllık  bir  saltanat  için...

İslamın  altıncı  halifesi  sıfatıyla  dört  yıl  saltanat  süren  bir  mel'un  bu  dört  yıllık  saltanata  hem  Kerbela  katliamını  hem  de  Harre  katliamını  sığdırmıştır  maalesef.  

Dediğim  gibi  akılların  alabileceği  bir  durum  değildir  tüm  bu  olanlar.  Zaten  o  sebepledir  ki   Hucurat  suresinin  10.  Ayeti  ''Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.''  Diye  devam  eder.  Yani  ''Her ne kadar Müslümanlar  birbirlerinin  kardeşi  olsa  da  aralarında  anlaşmazlıklar  olabilir.  Öyleyse  kardeşlerinizin  arasını  düzeltin.'' diyerek  ikaz  ediyor  ayet ve  devam  ediyor:   ''  Allaha  karşı  gelmekten  sakının !''  Yani Müslüman  kardeşlerin birbirleriyle  savaşmalarını  Allah'a  karşı  gelmek  olarak  ifade  ediyor. Son  olarak  da  akıbeti  gösteriyor:  ''  Merhamet  bekliyorsanız  böyle  davranın.  Böyle  davranmazsanız  size  merhamet  olunmayacaktır.'' 

Rûz-u mahşerde  kimlere  merhamet  edilip  kimlere  merhamet  edilmeyeceği  elbette  ortaya  çıkcaktır.  Ama  yine  de  insan  sormadan  edemiyor:  Cennetle  müjdelenen  Hz.  Ali  ile  yine  cennetle  müjdelenen  Talha ve  Zübeyr savaşmak  için nasıl  olur  da  karşı  karşıya  gelirler?  Bunlardan  mutlak  surette  biri (  veya ikisi )  haklı öteki (  ya  da  ötekiler)   haksız olduğuna  göre  nasıl olur  da  her  üçü  de  cennetle  müjdelenmiş  olur Allahın  ayetine  muhalefet ettikleri  halde? 

Cennetle  müjdelen  on  kişiden beşi  nasıl olur  da  sıcak  yataklarında  değil  ya  birbirleriyle  savaşta (  Talha  ve  Zübeyr gibi)  ya da - Hz.  Ömer  hariç - Müslüman  kardeşlerininm  suikastı  sonucunda  katledilir?

Nasıl  olur  da  Hz.  Peygamber, münafıklığın  en  büyük alametinin  emanete  ihanet  olduğunu belirttiği  halde  '' Benim  size  emanetimdir''  Diye  işaret  ettiği  Hz  Ali,  Hz.  Hasan,  Hz.  Hüseyin,  her  üçü  de   yine    Müslümanlar tarafından  katledilir?

Sanırım  tüm  bu  durumların  sırrı  Bakara suresinin 216.  Ayetinde  gizli:  '' Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.''

Allah  bilir. Biz  bilemeyiz...

Bu  gün  İslam  dünyasında  Ali,  Hasan,  Hüseyin  isimleri  sıonsuza  kadar  yaşayacak  ve  Müslümanlar  bu  isimleri  çocuklarına  vermeye  devam  edeceklerdir.  Ancak  Yezit  ismi  Kerbela  olayından  sonra  artık  hiçbir  Müslüman  çocuğa  verilmemiştir.  O isim  hep  lanetle  anılmıştır.  Anılmaya  da  devam  edecektir.  

Bu  vesile  ile  bir  hususun  da  altını  çizerek  konuyu  noktalayayım:  Yezid'e  lanet  etmek  islam  büyüklerinin çoğunluğu  tarafından gereksiz  bir  davranış  olarak  görülmekle  birlikte   yasaklanmamıştır. Yani  Müslümanlar  Yezid'e  lanet  okuyabilirler.''Yezid'e  lanet  okumak  caizdir( uygundur) ''  demenin  hiç  bir  mahsuru  yoktur.  Ancak  bu  lanet  okumanın  dinen  vacip  olduğunu  söylemek  dine  kendimizden  hüküm  koymak  manasına  geldiği  için  ''  Yezide lanet  etmek  vaciptir''  demek  son  derece  sakıncalıdır.  Zira  Allahın farzları,  vacipleri  içinde  böyle  bir  husus  yoktur. 

Kerbela  acısının  1337. Yıldönümünde  bütün  Müslümanların  Kur'an-ı  Kerimin  işaret  ettiği  kardeşler  olmasını,  Hicretin  Ensar  ve  Muhacir  kardeşliğinde  olduğu  gibi  birbirlerini  kucaklamalarını,tüm  İslam  alemine  barış  ve  esenlikler  diliyorum.  

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bütün Müslümanlar Kardeş İse Kerbela Olayını Nasıl Yorumlamalıyız? başlıklı yazı Sami Biber tarafından 30.09.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.