Eklenme Tarihi : 3.10.2016
Okunma Sayısı : 3016Yorum Sayısı : 5
Etiketler
Lozan’ı, , Anlamak, , Bu, , Kadar, , Zor, , Mu, , Allah, , Aşkına?, Sami, , Biber,
Sami Biber
Sami  Biber
tarafından eklendi
3.10.2016
Son Köşe Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Lozan’ı Anlamak Bu Kadar Zor Mu Allah Aşkına?
Lozan’ı  Anlamak  Bu  Kadar  Zor  Mu  Allah  Aşkına?


Bu  günlerde  yine  tartışmalara  neden  olmaya  başladı  şu  Lozan  Antlaşması. Hatta  öyle  ki  İstanbul-  Ümraniye’de  gittiğimiz  bir  şiir  etkinliğinde  neredeyse  bir  şair  ile  bir  halk  ozanı  birbirine  girecekti.  En  azından  şiir  etkinliği  diye  gittiğimiz  yerde  acayip  bir  gerginliğe  sebep  oldu .  Tabii  ki  söylemeye  gerek  yok;  konu  ‘’Lozan  bir  zafer midir,  hezimet  midir?’’  konusu.

Öyle  görülüyor  ki  1924 den beri hâla  anlayamamış  bu  millet  Lozan’ın  tam olarak  ne  olduğunu. O  halde belki  yüzlerce,  binlerce  kez  anlattığımız  Lozan’ı bir  kez  daha  anlatalım  ama  öncelikle  biz  Lozan’ı  niçin  anlayamıyoruz?

Bizlerin  Lozan’ı  anlamamamızın bir  kaç  sebebi  vardır. Ama  en  önemli  sebep  şudur:

Bizler her şeyden  önce  I.  Dünya  Savaşı  ile  Kurtuluş  Savaşını  birbirine  karıştırıyoruz. O  sebeple  de ‘’  Biz  Kurtuluş  Savaşında  yedi  düvele  karşı  savaştık  ve  zafer kazandık’’  Diyoruz.  Yanlış  da  buradan  başlıyor.

Şimdi  öncelikle  I.Dünya  Savaşı  öncesinde Osmanlı  Devleti’nin  topraklarına  bakalım (  Resim  1-  Haritadaki  yeşil  alanlar )

Biz  I.  Dünya  Savaşında  evet  yedi  düvele  karşı  savaştık .  Mehmet  Akif’in  dediği  gibi  ‘’Avstralya’yla  birlikte  bakıyorsun  Kanada’’  Ya da  ‘’ Kimi  Hindu,  kimi  yamyam,  kimi  bilmem  ne  bela’’ 

Peki  bu  yedi  düvele  karşı  zafer  kazandık  mı?

Gelin  Türk Milletinin  en fazla  ilgili  olduğu  futbol  maçı  gibi  izah  edelim ve  Galiçya  cephesinden  başlayalım.

Galiçya  cephesinde  bozguna  uğradık  mı?  Evet.  Yani  1-0  mağlubuz.
Çanakkale?  Canlarına  okuduk  düşmanın:  Sonuç : 1-1
Kafkas  Cephesi : 90  bin  asker  düşmana  tek  kurşun  atmadan  şehit  oldu: 2-1 mağlubuz.
Mustafa  Kemal  Muş  ve  Bitlis’i  geri aldı  Durum: 2-2
Yemen:  Mağlubiyet   3-2  Mağlubuz
Hicaz: Mağlubiyet: 4-2 mağlubuz
Filistin: Mağlubiyet: 5-2 mağlubuz
Suriye: Mağlubiyet: 6-2  mağlubuz.
Irak:  Mağlubiyet : 7/-2  Mağlubuz
Kut-el  Amara: Zafer  Durum: 7-3
Mısır-Kanal:  Mağlubiyet: 8-3 Mağlubuz

Daha  da  var  ya  bu  kadar  yeterli  diyelim.  8-3  Mağlubiyetten  sonra  ne  olmuş?  30  Ekim 1918  de  Mondros  Ateşkes  antlaşmasını  imzalamışız  ve  Çanakkale’den  savaşarak  geçemeyen  düşman  barış  antlaşmasıyla  elini  kolunu  sallaya  sallaya  o  Boğazdan  geçmiş  mi?  Geçmiş.  Bu  durumda  ne  oldu?  Çanakkale  ve  Kut  el  Amara’da  attığın  gol  de  geçersiz. Yani  durum  8- 1 Mağlubiyete  döndü.  Peki  tek  bir  golümüz  neden  hala  geçerli?  Çünkü 1918 de  Rusya  Brest  Litowsk  antlaşmasıyla  savaştan  çekilmiş  ve  Türkiye’den  aldığı  toprakları çok  büyük  ölçüde  geri  vermiş. Hatta  daha  da  ileri  giderek  sonraları  Türkiye  ile  kanka  olmuş.


30 Ekim  1918  den  itibaren  işgaller  başlıyor. (  Harita  2 )  Ama  yeterli  değil.  Yapılan  gizli  antlaşmalarla  çizilen  sınır  bu  değil  çünkü.

İşgaller  üzerine  Türk  Milleti  olarak  silaha  sarılıp
‘’ Olmaz,  bunu  kabullenemeyiz’’ dedi.  ‘’Ya  istiklal  ya  ölüm’’ dedi. Ve  çok  daha  önemlisi  ‘’ Misak-ı  Milli  sınırları  içinde  Vatan  bir  bütündür,  bölünmez ‘’ dedi.  

Şimdi  sorsam  ‘’Bunu  yani  ‘’ Misak-ı  Milli  sınırları  içinde   Vatan  bir  bütündür  bölünmez ‘’  sözünü    nerede  dedi?’’  Diye  Lozan  hakkında  vıdı  vıdı  yapanların çoğu  bilmez.  Bilenlerin  cevabı  da  ‘’ Önce Amasya  Genelgesi, sonra  Erzurum ve  Sivas Kongresinde  dedi’’  Olacaktır…  Evet  doğrudur  ama  Erzurum  ve  Sivas  Kongrelerinde  alınan  bu  kararın  uluslar arası  arenada  hiç  bir  kıymeti  harbiyesi  yoktu.  Çünkü  henüz  Osmanlı  Devletini  temsil  etmiyordu  bu  kongreler. 

Eeee?

Eeee  si  bu  kararın 
Osmanlı  Parlamentosundan  çıkması  lazımdı  ki  nazar-ı  dikkate  alınsın.  Peki  çıktı  mı?  Evet.  Osmanlı  parlamentosu  da eksiksiz  gediksiz bir  şekilde  ‘’ Misak-ı  Milli  sınırları  içinde vatan  bir  bütündür  bölünmez’’  Dedi ( 28  Ocak 1920 )

Peki  Misak-ı Milli  neydi?  Kelime  anlamı  ‘’ Milli Yemin’’ olsa  da biz  ona  hep  bu  günkü  Türkiye
’mizin  sınırları  gözüyle  baktık.  Tek  farkla,  o  da  Misak-ı  milli  sınırları  batıda  Selanik’i,  Güneydoğuda  Musul  ve  Kerkük’ü  de  içine  alıyordu. Ama  gelin  görün  ki  Selanik  çoktan  elden  çıkmış,  Musul ,  Kerkük  ise  Mondros  Ateşkes  Antlaşmasından  hemen  sonra  işgal  edilmişti (  Harita  2  ye  bakalım )

Bu  arada  30  Ekim  1918 den  sonra  Türk  Milleti ‘’ Bu  iş  burada  bitmedi’’  Diyerek  Mustafa  Kemal’in  önderliğinde  yeni  bir  savaşa  başladı  ki  işte  Kurtuluş  savaşı  dediğimiz  olay  bu.

Peki  Kurtuluş  Savaşında  biz  yedi  düvele karşı  mı  savaştık?

Bakalım: 

1- I.  Dünya  savaşı  bu  savaşa  bizim  müttefiklerimiz olarak  katılan devletlerle  yapılan  Versay(  Almanya
- 28 Haziran 1919), Sen Cermen (St. Germain) – Avusturya- (10 Eylül 1919), Nöyyi (Neuily) Bulgaristan- (27 Kasım 1919), Triyanon (Trianon)-Macaristan-(4 Haziran 1920) ve Sevr-Osmanlı  Devleti-  (10  Ağustos 1920) Antlaşmalarıyla  sona  erdi.  Yani  bizimle  savaşan  devletler  nezdinde  I.  Dünya  Savaşı  bitmişti  ama sadece Türk Milleti  ‘’Hayır  bitmedi’’  Diyor  ve  adına  Kurtuluş  Savaşı  dediğimiz  bir  savaşın  hazırlıklarını  sürdürüyordu.

Bu  arada  özellikle  İngiltere  ve  Fransa’da  anneler  ‘’Yeter,  artık  evlatlarımızın  ölmesini  istemiyoruz’’  Diye  kendi  hükumetlerini  adeta  yaylım  ateşine  tutmuşlardı.
Biz  Türk  Milleti  olarak  28  Ocak  1920  de  Osmanlı  Parlamentosunda  eksiksiz,  firesiz ‘’Vatan  Bir  bütündür  bölünmez’’  deyince  ne  yapmışlar  adamlar?  Parlamentomuzu  kapatmışlar.  Biz  ne  yapmışız? Ankara ‘da  yeni  bir  parlamento  açıp  ‘’ TBMM  bundan  böyle  Türk  Milletinin  yegane  yönetim  merciidir’’  Demişiz.  Sonra ?  Sonra  adamlar  gelmiş  10  Ağustos  1920  de  Sevr  Antlaşması  diye  bir  antlaşmayı  önümüze  koymuşlar.

Evet  şimdi  10  Ağustos  1920 de  imzalanan  ama  asla  ve  asla  devletler  arası  hukuk  açısından  bir  geçerliliği  olmayan  Sevr  Antlaşması  haritasını  elimize  alalım  ve  ona  bakarak  devam  edelim  konuya. [ Bu  antlaşma  geçersizdir  çünkü  Osmanlı  parlamentosu zaten  İtilaf  Devletlerinin  baskısıyla  kapatılmıştır.  Saltanat  şurası  denen  üç  beş  kişinin  de  hukuksal  olarak  böyle  bir  antlaşmayı  imzalama  ve  yürürlüğe  koyma  yetkisi  yoktur.  Ayrıca  Osmanlı  parlamentosu  kapatılmadan  önce  son  sözünü  söylemiştir:  Misak-ı  Milli  sınırları  içinde  vatan  bir  bütündür  bölünmez’’  Diğer  taraftan  23  Nisan  1920 den  itibaren  artık  Türk  Milleti  adına  karar  verme  yetkisi  TBMM dedir  ve  22 Nisan  1920  de bizzat  Mustafa Kemal tarafından    ‘’Amacı  Yüce  saltanat  ve  hilafeti  kurtarmak  olan’’  diyerek  açılmış  olan  TBMM  bu  antlaşmayı  kabul  etmemektedir.]


Kısaca  o  yedi  düvel  senden  alacaklarını  almışlar  mı?  Almışlar. İşte  burada  3.  Haritaya  bakmamız  lazım. Yani  Sevr antlaşması  ile  bize  1.  Haritada  sahip  olduğumuz  topraklardan  ne  kadarını  bırakmışlardı?

Görüldüğü  gibi bu  topraklar  bu  günkü  Karadeniz,  doğu  ve  iç  Anadolu’nun  bir  kısmı  idi.  Yani  daha  da  net  anlaşılması  için :  Bu  günkü  yedi  coğrafi  bölgemizden  sadece  üçü  bize  bırakılıyordu .  Daha  da  açık  söyleyelim:  Bu  günkü  Türkiye’nin  7 de  4  ü  elimizden  alınıyor,  bize  sadece  7 de  3 ü  bır
akılıyordu.


Biz 
Mondros  Ateşkes  Antlaşması  gibi Sevr  antlaşmasını  da  kabul  etmemişiz  millettik  ama  İngiltere  ve  Fransa  zaten Mondros  Ateşkes  antlaşmasıyla  alacaklarının neredeyse tamamını  almış  vaziyetteler  ve  artık  savaşmak  istemiyorlar.  Ne yapmışlar?  15 Mayıs  1919  da  İzmir’e  çıkardıkları  Yunanlılara  ‘’ Haydi  yürüyün, alın  Anadolu’yu demişler;  Yunan  da  salak  salak  saldırmış.

İşte  bu  ye
ni  savaşta,  yani  Kurtuluş  savaşında  Kimlerle  savaşmışız: 1- Yunanlar,  2-  Ermeniler  3- Fransızlar… Yani  Yedi  düvel  değil.

Kurtuluş  savaşı
 dediğimiz  o  büyük  savaşın  Doğu  cephesinde  Kazım  Karabekir  Ermenilerin  canına  okumuş ve  3  Aralık  1920  de onlarla  Gümrü  Antlaşması  imzalanarak  bu  cephedeki  savaş  sona  erdirilmiş.  Ne  oldu?  Savaştığımız üç  düvel  ikiye  indi. ( Yunanlılarla  savaşın  henüz   başlamadığına  dikkatiniz  çekerim.  Onlarla  savaş  1921 de  başlamıştır.)

Fransızlarla  Güneyde  amansız  bir  savaşa  tutuşmuşuz.  Gaziantep,  Karmanmaraş,  Şanlıurfa  ve  Adana’da  adamlara  kök  söktürmüşüz  ama  öyle  zannedildiği  gibi  topraklarımızdan sürüp  atamamışız.  Taaa  ki  Batı  cephesinde  Yunanlılara  karşı  Sakarya  Savaşını  kazanana  kadar
…   Sakarya  savaşını  kazandıktan  sonra  Fransızlar  da  aslında  en  başından  beri  gözleri  petrol  bölgelerinde  olduğundan  Antep,  Urfa,  Maraş,  Adana  gibi  yerler  için  bir  savaş  sürdürmenin  lüzumsuzluğunu  anlamış  ve  20 Ekim  1921 de Ankara  Antlaşmasını  imzalayarak  Hatay  hariç  işgal  ettiği  -  bu  günkü-  Türkiye  topraklarından  çekilmiş…  Elde  kala  kala sadece  Yunanistan  kaldı…  30  Ağustos  1922 Tarihinde  de  onun  icabına  bakmışız.

Sonra?

Sonra  Mudanya  Ateşkes  Antlaşması  ve  ardından  Lozan.

Lozan öncesinde  skora  bir  daha bakalım:  Son  skor  neydi?   1 e  karşılık  8  mağlubuz.

Lozan’da  masaya  oturduğumuzda  bir  gol  Ermenilere,  bir  gol  Yunanistan’a,  Bir  gol da haydi  diyelim  Fransa’ya  atmışız.  Yani  üç  gol… Ne  olmuş  skor: 4  e karşılık  8  mağlup  durumdayız. ( Bizim  attığımız son  üç gol aslıda  tamamen ayrı  bir  ligde  attığımız  goller. Yani  Lozan’da  masaya  otururken  aslında  yine  1 e karşılık  8  mağlup  durumdayız ama  yine  de  bir  başka  ligde  kazandığımız  3-0 lık galibiyetin  de nazar-ı  dikkate  alınmasını,  öyle kolay  bir  lokma  olmadığımızı  söyleyebileceğiz  en  azından.] 

Lozan  Antlaşmasına
 Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya Devletleri başından  sonuna  kadar; Boğazlarla ilgili konuların görüşülmesinde Sovyet Rusya ve yine Bulgaristan; Trakya sınırı konusundaki görüşmelere katılmıştır.Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ise gözlemci sıfatıyla konferansta bulunmuştu. Ama lokomatif  İngiltere…Ona  karşı  kazandığımız  bir  zafer  yok. Tüm  diğer  devletler  adına  konuşan  o,  arasıra  da  Fransa’nın  sesi  duyuluyor.

Bu  vaziyette  masaya  oturuyoruz   ve   4.  Resimdeki  bir  Türkiye’yi koparıyoruz  o  masadan. Öp  de  başına  koy.  Allah’ından  daha  belanı  mı  istiyorsun?


Ç
ok  uzattım  biliyorum.

Aslında  1.  Haritadan  başlamak  üzere  4.  Harita  dahil  tüm  haritalara  çok  çok  dikkatli  bakan  vicdan  sahibi  bir  insan  Lozan’ın  -  Her  şeye  rağmen-  bir zafer  olduğunu  anlamakta  tereddüt  etmez.  O  halde  hâla  neyin  tartışmasını  yapıyoruz?

Haa  bu  arada  hemen  söyleyeyim:

1- Egedeki  adalar ( Burnumuzun  dibindeki  Meis  dahil,  Burnumuzun  dibindeki  12  ada  dahil ) Lozan’da  kaybettiğimiz  adalar  değildir.  12 Ada  1912 de  imzalanan  Uşi  antlaşmasıyla,  diğer  adalar  ise  I.  Balkan  savaşı  sonunda  Yunanistan  ile  imzaladığımız  Atina  Antlaşmasıyla  elimizden çıkmıştır.
2- Musul  ve Kerkük  Lozan  Antlaşmasıyla  değil,  1926  yılında  imzaladığımız  Ankara  Antlaşmasıyla  elimizden  çıkmıştır.
3-  Boğazların  en  son  statüsü  Lozan  Antlaşmasıyla  değil  1936  da  imzalanan  Montrö  Antlaşmasıyla  belirlenmiştir
4- Lozan  Antlaşmasıyla  Osmanlıdan  kalan  borçlar  meselesi  kapanmış  değildir. O  borçlar  1955  yılına  kadar  ödenmiştir
5- Lozan  ile  Kapitülasyon  belasından  tamamen  kurtulmuştur  bu  ülke.
6-  Lozan  antlaşmasıyla  Yunanistan  sınırımız  I.  Dünya  savaşından  önceki  durumuna  gelmiştir.
7-  Lozan  Antlaşması  ile  ülkemiz  için  bir  çıbanbaşı  olan  patrikhane  kapatılamamıştır.

Gönül  elbette  ki  Musul’un,  Kerkük’ün,  Selanik’in,  Sofya’nın,  Üsküp’ün  yine  Türk  toprağı  olmasını,  burnumuzun  dibindeki  adalarda Türk  bayrağı  dalgalanmasını  isterdi  ama  Mondros  ve  Sevr  Antlaşmaları  haritalarına  baktığımızda  Yedi  düvel  karşısında  kaybedip,  üç  düvel  karşısında  kazanmış  bir  millet  olarak  ‘’ Buna  da  şükür’’ Demek  icap  etmez mi?

Daha  da özetleyecek  olursak  Osmanlı  Devleti  yaşıyor  olsaydı  bundan  daha iyisini  yapamazdı  (
Mondros  Ateşkes,  Sevr Antlaşmasında  örneğinde  gördük  zaten.

Türkiye  Cumhuriyeti  bundan  daha  iyisini  yapabilir  miydi? 

Yazdık  işte.  Sizce  yapabilir  miydi? 

Ve  bir  kez  daha  soruyorum:  Bu  kadar  zor  mu  Lozan’ı anlamak?
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Lozan’ı Anlamak Bu Kadar Zor Mu Allah Aşkına? başlıklı köşe yazı Sami Biber tarafından 3.10.2016 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan yazının hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.