Eklenme Tarihi : 24.03.2019
Okunma Sayısı : 167
Yorum Sayısı : 1
Etiketler
Tuna M.Yaşar
Tuna M.Yaşar
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
16.07.1664 : Andreas Gryphius Alman barok edebiyatı şairi öldü... (d. 1616)

16.07.1782 : Wolfgang Amadeus Mozart'ın Saraydan Kız Kaçırma adlı operası ilk kez sahnelendi.

16.07.1920 : Gyula Benczúr, Macar ressam öldü (d. 1844)

16.07.1926 : İlk renkli sualtı çekimleri National Geographic dergisinde yayımlandı.

16.07.1902 : Orhan Şaik Gökyay, Edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair doğdu (ö. 1994)

16.07.622 : Hazreti Muhammed ve beraberindeki ilk Müslümanlar, hicretlerini tamamlayıp Medine'ye vardılar: ''Hicri Takvim''in başlangıcı.

Simyacı
Mehtap abisinin hediye ettiği garip şekilli altını eline aldı. Gözleri ile şöyle bir inceledi. “Abi bu altın niye böyle. Doğru düzgün bir şekli yok. Sanki altın taştan dönüşmüş gibi.” Dedi.
Cezmi “Tamda düşündüğün gibi. Sana bir sır vereceğim. Ve ağzını çok sıkı tutacaksın. Ben bunu ustamdan aldım. Ustam bana ‘sonunda taşı altına dönüştürdüm’ dedi. Taşı nasıl bu hale getirdi bilmiyorum. Sorsam eminim bana söylemezdi.” Dedi ekledi. “Onu kuyumcuya bozdur. Güle güle harca.”
Mehtap “Bunu anneme de söyleyeyim mi. Çünkü alışverişe çıkacağım. Ve annem bana paranın kaynağını soracaktır.”
Cezmi “İstediğin gibi davran. Yalnız anneme altından bahsetme. Alışveriş paranı benim verdiğimi söyle.” Ve Cezmi işine gitmek için kardeşinin yanından ayrıldı. 
Cezmi demirci ustası Halit’in yanında çalışıyordu. Dükkana geldiğinde ustası yoktu. Yerine bir ahbabını koyup bir yere kadar gitmiş olmalıydı. Misafire “Çay söyleyeyim de içelim.” Dedi Cezmi. Diyafondan çay ocağına iki çay getirmesini söyledi.
Az sonra çaylar geldiğinde hemen ardından usta da geldi.  Usta ahbabına “Bu benim çırak Cezmi. Onun yanında çekinmeden konuşabiliriz.” Dedi devam etti. “Bizim cemaatin ne kadar paraya ihtiyacı olduğunu biliyorum. Ve ihtiyacınız kadar taşı altına çevirmek hiç zor olmadı. Ama bana bunu öğreten bir evliya oldu.  Bundan sonra bu simyayı İslam’a hizmet edenlerin yurt inşaatlarında kullanacağım. Çünkü ahirette yetmiş üç fırkandan kurtuluşa erişecek olan bir bizim cemaatimiz. Hadisi şerifler böyle diyor. Allah’ın yardımı ile geçen hafta ilk taşımı altına dönüştürdüm.”
Usta kuşağından avuç dolusu altını ahbabına verdi. Ahbap bir süre daha oturdu. Usta ile sohbet ettiler. Sonra ahbap para tedarik ettiği için dükkandan yüzü gülerek dualarla ayrıldı. Usta kısık sesle “Cezmi görüyorsun ahbabımız ne kadar sevindi. İlmi kötüye kullanırsan sana kötülük gelir. İyiye kullanırsan böyle dualar alırsın.”
Cezmi “Usta bir şey soracağım. Geçmiş asırlarda taşı altına çeviren evliyalar neden o zamanlar bunu İslam için kullanmadı. Değilse neden yeryüzünde batıl dinler var?”
Usta “Yanılıyorsun. Bir Selçuklu bir Osmanlı imparatorluğunu haçlılar neden Anadolu’dan atamadı dersin. İşte onca orduları bu gizli ilimle gizlice altına dönüşen taşlarla doyurdular. Ordularımız bu sayede muzaffer oldu. Eğer demek istediğin ecnebileri altınla dine döndürmekse bu yanlış bir davranış olurdu.”
Cezmi “Usta bana birazda olsa taşı nasıl altına dönüştürdüğünü anlatır mısın?”
Usta “Zaten bende sana bunu söyleyecektim. Sırrın tamamını öğrenmek istiyorsan taşa akan nuru müşahede edeceksin. Taşı altına çevirmenin biricik esprisi bu. Ben buna inandığım ve bu yolda azmettiğim için bütün kapılar bana açıldı. Gayıbın anahtarları bana ulaştı. Bu gayb altına dönüşen taşın ilmi elbette.”
Cezmi “Ustam bende senin gibi üstadıma rabıta yapıyorum. Ders alalı çok uzun yıllar oldu. Ve görüyorum ki nurun cezbedişi hiçbir şeyde yok.”
Usta “Çok doğru söyledin. Zaten üstadımız rabıtanın esrarını beyana memurdur.” Dedi ekledi. “Sevdim seni Cezmi. Bir sır daha vereyim. İyi dinle. Nur sıcaktır. Sıcak şeyleri sever. Bir taş altına dönüşürken ‘destur ya rab’ diyerek Allah’tan dönüşümün nurunu taşa akıttığını düşüneceksin. Bu sana açıkladığım ikinci sır. Üçüncüsünde ise taş tam altına dönüşür. Bunu şimdilik sana söyleyemem. Nedeni benim bile zorlandığım sır söylemede zaafımın oluşu.”
Cezmi “Anlıyorum seni usta. Bana nur kısmını söyledin ya. Bunun üzerine düşersem muradıma ben de erişirim.”
Usta “Haydi bakalım. Dövülecek demirleri körüğün önüne koyda siparişlere yetişelim.”
Cezmi ustanın istediği gibi demirleri alev topu kömürlerin içine koydu. Körük ile alevi daha da harladı. Dükkandan gelen örs ile çekiç sesi dinlendiriciydi. Bu ses Cezmi’yi cennete götürüp getiriyordu. Çünkü nurun esrarına ustanın açıklamaları ile daha bir sarılır oldu.
“Usta neden bu demirler bize hep güzel görünüyor. Acaba kuranda Allah’ın demirleri yeryüzüne indirdiğinden bahsettiği için mi?”
Usta Aynen dediğin gibi. O demirler ki içlerine gül şerbeti renginde kırmızı nur aktığı için topraktan demire dönüştüler. Altında bir topraktır. Onu değerli kılan rağbetten çok değerli özellikleridir. Bir taşa ancak nur ile dediklerini yaptırabilirsin.”
Artık bundan sonra Cezmi soru sormaktan vazgeçti. Ne sorsa ustası anında cevaplıyordu. Soruları ile ustasını rahatsız etmek istemedi. 
Akşama doğruydu. Demirci dükkanı kapanacaktı. Cezmi paltosunu alıp üzerini giymişti ki usta ona altın bir bilezik verdi. “Bunu bozdur harca. Benim gibi sana da helal. Yalnız sırrını kimseye söylememek için sürekli rabıta yap. Odanda olsun, mutfakta olsun, hatta tuvalette bile rabıta yap.”
Cezmi “Usta tuvalet dedin de orada rabıta yapmanın esrarı nedir?”
Usta “Orada rabıta yapmanın seni melanetten koruyacaktır. Ve seni bağlandığın şeye daha çok başlayacaktır.”
Cezmi eve gelince zile bastı. Anahtarı vardı ama zil sesi onu cezbediyordu. Cezmi tahmin ettiği gibi kapıyı Mehtap’ın açtığını gördü.
Mehtap “Öyle şeyler aldım ki paranın hepsini giyeceğe harcadım. Sana da hediye giysiler aldım.”
Cezmi “Önce açım. Doyduktan sonra aldıklarını sergilersin.” O ara annesi geldi.
“Oğlum Cezmi sen parayı zor kazanıyorsun. Kazandığın parayı kardeşine verirsen sen ne harcayacaksın?” diye sordu Cezmi’ye.
Cezmi “Anneciğim sadece bir defalık bu. İçimden geldi. Kardeşime yardım ettim.”
Cezmi geceye doğru açık havada sandalyesinde dalmış gitmişti. Yanında çay arada bir onu yudumluyordu. Ustasını ve nurun esrarını düşünüyordu. 
Yanına kardeşi Mehtap geldi. “Ne oldu abi. Neler düşünüyorsun.” Dedi ekledi. “Sen düşündüğünde hep önemli bir şeyler yaparsın.” 
Cezmi aniden yerinden kalktı. Balkonda duran çiçek saksısından bir çakıl aldı. “Bak Mehtap. Şimdiki dönüşümü iyi seyret.” Dedi. Ve elindeki çakıl taşı altına dönüştü. 
Mehtap heyecanlandı. Altını eline aldı. Dişleri ile ısırarak kontrol etti. “Bunu nasıl yaptın?”
Cezmi “Ustamın söylediği gibi bir şey yaptım. İşin sırrı uğraştığın şeyde kaybolmak. Ben Allah’ın nurunda kayboldum. Bunu elde ettim. Ustam bana nurun esrarından bahsetti. Senin de rabıtan var. Anlaman gerekir. Bu taşı altına ben çevirmedim. Taş ona akıttığım altına dönüşüm nurunu beğendi ve kimliği değişti. Hepsi bu.” Dedi ekledi. “Taş altına dönüşürken akan nurun şiddeti ile dönüşür.”
Artık iki kardeş gecenin keyfini konuşarak ve birbirilerine sırlar açıklayarak çıkardı. Anne arada bir yanlarına geliyor onların böyle birbirleri ile içten konuşmalarını merak edip soruyordu. Annenin aldığı cevap ise dini konulardan öteye gitmiyordu. Anne gidince hemen gizli konuya dönüyorlardı.
Cezmi "Bir simyacı zaferi defalarca denemekten oluşur. Ama biz nura inanmışız ki kısa yoldan bu zafere eriştik." diyordu.

Tuna M. Yaşar

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Simyacı başlıklı yazı Tuna M.Yaşar tarafından 24.03.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )