Köprülü Mehmet Paşa-3
Köprülü Mehmet Paşa-3

KADI-ZADE EFENDİ TEBEASI VAK’ASI

Malum ola ki,sofiye mesleğinde olan tarikat erbabı ile bilginler arasında olan kavga ve münakaşa çok eski olup, dört halife devrinden beri geçmiş devletler,Bağdat,Basra ve diğer şehirlerde nice defa kavga ve konuşmaları kanlı hadiselere sebeb olacak şekle geldiği tarih kitaplarında yazılıdır.

Bu iki taifenin iddialarının sonucunu,işi tahkik edenler, kelime kavgasına çıkarıp sözlerini birbirine uydurmuş iken, yine münakaşaları halledilmiş olmayıp her asırda bazı kimseler şan şöhret kazanmak için emri ma’ruf ve nehy-i anil münker(şeriatın emirlerini ve yasaklarını bildirmek,iyiliği emredip kötülükten sakındırmak) suretiyle meydana çıkıp bazı çeşitli meselelere ve meşhur bidatlere(din hususunda sonradan çıkan ve yapılması caiz olmayan  şeylere bidat denir.) yapışıp eski kavgaları harekete getire gelmişlerdir.(Tarihçi Naima)

Nihayet Anadolu şeyhlerinden Kadı-zade efendi meydana çıkıp tarikat şeyhlerinden Sivasi Efendi ile huylarının uymaması yüzünden zıd düşüp o eski davayı yenilemek için münazaa ve mücadele başlangıcını hazırladılar.

O dönemin ilim ve alimlikte üstatlarından Katip Çelebi o iki azizin ahvalini  Mizanül Hakk adlı risalesinde şöyle yazar ki:

Sivasi efendi dedikleri,Zeyli oğlu Şeyh Muharrem oğlu Şeyh Abdülmecid efendi hazretleridir. Halvetiye şeyhlerinden Sivaslı Şemsi efendinin halifesi olup İstanbul’a geldikte(Sivasi tekkesi) demekle meşhur zaviyede(tekkede) şeyh olup Sultan Ahmed Han Hazretleri(Birinci Ahmed) Yeni Camii yaptırdığı vakit Cuma vaazını vermişti.1049(Miladi:1639) senesinde vefat eylediler. Yaşı yetmişten fazla bir gönlü ihtiyardı. Latif hakikatleri ve ilahi esrarı ihtiva eden  bazı Türkçe risaleleri ve (Şeyhi) mahlası ile nice ilahileri ve nice nazım şeklinde sözleri vardır. Vaazlarından evvel hoş sada ile Fatiha suresi okuyup dinleyenleri safalandırırlardı. Ahbabları nice kerametlerini naklederler.

Bu kerametlerinden biri...Mukaddem-Mehmed ağa imamı Kefevi Ali efendi der ki,(Bir gece şeyh bana...eyledi.Ertesi günü hayret içinde meclisine vardım.İmam Efendi elem çekme..Senin başına gelen bana,Hazreti Ali kerremullahı veche ile vaki oldu. Bu rüyanın tabiri,içten tasarruf ile kalb ve kalıbın büyülenmesidir. Fakat kerametler nuru levhine şart ve lazım olan geçici gizli tasarruflar, arif olanlara, istidatları derecesinde şekilce benzer suretlerde görünegelmiştir) deyu buyurmuşlardır.

Fakat Kadı-zade efendi Balıkesirli Doğani-zade Mustafa Efendi adlı bir kadının oğlu Şeyh Mehmed efendidir. Memleketinde Birgi’li Mehmed efendinin talebelerinden fenlerin başlangıcını öğrendikten sonra İstanbul’a gelip, Dursun-zade müderris iken ana muid(muallim yardımcısı) olduktan sonra şeyhliği seçip bir zaman (tercüman tekkesi) şeyhi Ömer efendi hizmetinde kalb tavsiyesi ile uğraşıp fakat tasavvuf yolu, gidişine uygun görülmedi. Nazar yoluna yöneldi. Nice zaman Murad Paşa Camiinde ders verip Birgili-zade Fazlullah efendi yerine Sultanselim vaizi(vaaz eden) oldu. Evinin yakınında olan mescide ders vermeğe devam edip vaaz ve ders ile şöhret buldu.1045(Miladi:1635)senesinde Ayasofya vaizi iken vefat eyledi. Yaşı elliden fazla bir meşhur aziz idi.

Bu iki şeyh, zamanlarında birbirleriyle dış görünüşte tam zıd halde olup, meşreplerindeki ayrılık sebebiyle aralarında darb ve sövmeler vukua geldi.

Bilginler arasında bir türlü halledilemeyen bahislere tutuştular ki bu bahisler şunlardır:

1-Eşyanın hakayıkından bahseden akli ve riyazi(matematik) ilimlerle meşgul olmaktan menolunmak bahsi,

2-Hızır Aleyhisselamın hayatı bahsi,

3-Güzel sesle okumayı caiz görmeme bahsi

4-Tarikat ashabının raksı ve devri(dönmesi) bahsi,

5-Tasliye(Sallallahu aleyhi vesellem diye dua etmek) ve tarziye(Radıyallahu anh diye dua etmek) bahisleri,

6-Tütünün ve kahvenin ve diğer sonradan çıkmaların helal veya haram olması bahsi,

7-Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizin mübarek anne ve babalarının bahsi,

8-Firavunun imanla gidip gelmediği bahsi,

9-Şeyh Muhiddin-i Arabi kuddise sırrehu hakkında olan anlaşmazlığı bahsi,

10-Yezid’de lanet bahsi,

11-Bidat bahsi,

12-Kabir ziyareti bahsi,

13-Cemaatle nafile,Regaip,Berat ve Kadir namazları kılınmak bahisleri,

14-Büyüklerin elini, ayağını,eteğini öpmek ve selam almakta eğilmek bahsi,

15-Şeriatın emirlerini ve yasaklarını bildirme bahsi,

16-Rüşvet bahsi...

Bu bahislerde Kadı-zade efendi bir taraf tutup, Sivasi efendi diğer tarafı tutarak her ikisi de tuttukları yolda çok ileri gitmişlerdi. Bu iki şahsın adamları birbirleriyle kavga ederlerdi.Ve padişah cenapları merhum Sultan Murad Han Hazretlerinin saltanatlarının ilk günlerinde zorbaların şöhreti ve fesad sahiblerinin fazlalığı ve defalarca çeşitli toplantılar yaparak fitne ve fesada cür’et ettikleri yerinde yazılmıştı.Merhum Sultan Murad Han Hazretleri güzel tedbir ve akıllı kimselerin tavsiyesiyle devlet umurunun düzeltilmesine gayret edip zorbaların hakkından gelmeğe başladıkları sırada bütün memleket tam itaatsızlık içinde idiler.

İstanbul’da ve diğer şehirlerde birçok kahvehaneler işleyip, kahve ve tütün bahanesiyle askerden ve şehirliden çeşitli kimseler toplanıp tütün ve kahve bahsinde kötülemek suretiyle halkı eksip biçmek için türlü türlü asılsız ve yalanlar çıkarırlardı.

Sultan Murad Han Hazretleri halkı zabdedip terbiye etmek için kahvehaneleri yıktırıp tütün kullanmayı men ve tamamen vucudunu kaldırmak üzere büyük yasak edip,emre uymayanları katl ile korkuttular.Bu sırada Kadı-zade efendi vaizlerin(camilerde vaaz verenlerin) en meşhuru bulunmakla, yüksek padişah tarafına kapulanabilmek için, tütün haram olduğuna dair içtihad etti.Ve akli ve nakli deliller(kendince) getirerek, ölçüsüz hatalar ile gök kubbeye avaze salmıştı.

Halkı men eylemeden sana ne girer ne çıkar?

Vaiz!Yoksa duhan(tütün) ile kıyamet mi kopar?

deyu itiraz edenlere”haramlığı kat’i olarak sabit olmadığı takdirde padişahın yasak etmesiyle terki lazım olub terk etmeyenlerin, vaktin padişahının emrine uymama sebebiyle katilleri vacipdir.”deyu red cevabı verirdi. Ve bu yoldan padişah meclisine girmekle şöhret ve şan kazandı ve tütün içenlerin katlini caiz görmekle zamanında parmakla gösterilir olmuştu.

Pehlivan saldırışlı padişah hazretleri reyinde isabet ve zeka hususunda ileri ve zihni açık olmakla, bütün halkı korkutup tehtit etmek ve padişahca fermanlarını yürütmek için için pek çok kimseyi katletmeğe Kadı-zadeyi siper edip,kahır ve şiddet ve azameti dünyayı tutuncaya kadar nice bin zavallı günahsızı gazap ve ölüm kılıcı ile mahvetmişlerdi.Fakat yine Sivasi efendiye de iltifat buyurmalarıyla,kadı-zade efendi ile zıt düşüp her biri diğerinin sözünü boşa çıkarmak için çeşitli dedikodular ederlerdi.

Velhasıl ikisi de asrına göre din ve devlet işine yarayıp bu bahane ile padişahın iltifatına mazhar olup ihsanından hisselenmekle hallerine göre zamandan arzularını almışlardır.

Kadı-zade efendinin vefatından sonra ona tabi olanlardan kürsüye oturan şeyhler dahi daha evvelkilerin derdine tutulup “acaba şöhret sahibi olmak içün gök kubbeyi ne yüzden gümbürdeterek ve yüksek makamlara erişmek yolunu ne suretle bulsak?” diyerek, haramlığı kat’i delillerle sabit olmayan hal ve fiilleri helal sayanların kafir olmadığı muteber kitaplarda açıkça belirtilmiş iken “elbette bu fiilleri irtikab eden kafir olur” deyu regaib(recep ayının birinci Cuma gecesi)namazı, ve kah kadir ve berat namazı kılanlara namelerle süsleyenleri defederler, Cuma günlerinde tasliye( Sallallahu aleyhi vesellem demek) ve tarzıyeye(Radıyallahu anh demek) hiç razı olmayıp naat okuyanları(naat,peygamberi medhü sena etmektir) fasıklıkla alçaltırlardı.Sözün kısası,Hazret-i Resulü Ekrem sallallahu aleyhi vesellemin zamanı şeriflerinden sonra meydana çıkan bidat(din hususunda sonradan çıkarılan) makulesini irtikab edenler kafirdir deyu hükmederler, sofiye erbabının sema(dervişlerin çalgı çalıp ilahi okuyarak raksetmeleri) ve devranları(dönmeleri), raks hükmündedir, raks ise icma ile(icma,imamlarla fakihlerin bir din konusunda aynı kanaatte olmalarına denir) haram olmakla men olunmaları İslam olanlara mecburen iktiza eder deyu istedikleri gibi dedikoduya cür’et etmeleriyle, halk tabakasından çoğu adı geçenlerin(kadı-zadelerin) taassubları dolayısıyla söyledikleri sözlerine inanarak Halvetiye,Mevleviye ve diğer sofi fukarasına düşmanlık edip, bunları tekfirden maada(kafirlikle itham etmek) “tekkelerine girenler bile kafir olur” demeğe bile cür’et ettiler.Müslümanlar aralarında bölük bölük olup meclislerde köşe köşe karşılıklı bahislerle,kavgalarla, beyhude münakaşalarla birbirlerini rezil etmekten çekinmezlerdi.

Sultan Mehmed Han Hazretlerinin saltanatlarının ilk günlerinde, devlet idaresi, saltanat ortakları elinde olduğu sıralarda, Kadı-zadeliler şöhret bulmuşlardı. Sebebi bu idi ki, tarikat ehli olan şeyhlerin çoğu dünya malına kapılmayıp, kut-layemut(ölmeyecek kadar bir gıda) kanaat ile geçinip para elde etmek içün lazım olan hilye ve müzevirliği bilmezler. Ama Kadı-zadeliler zühd ve takva( kendini ibadete verme, günahlardan sakınmak) sahibi imiş gibi görünmeği, dünya nimetlerini elde etmek içün tezvire örtü edinip, çoğu zaman faizci habisleri ve muhtekir(sonradan pahallı satmak için mal saklayan) navluncuları ve çarşı esnafından mürai kallaşları elde edip, sadrazam ve kadına düşen işlerini şefaatle yaptırırlar, vakıflara ve emlake ait işlerini bitirip isteklerini yürütecek hilyeleri öğretip, o çeşit zengin kimseleri yanlayarak, giyecek, ev takımları, zahireler ve diğer ölmeyecek kadar yiyecek ve içeceklerde o hayvanları kullanırlardı.

Saray-ı amire(Topkapı sarayı,padişah sarayı) hademelerinden baltacılar, bostancılar ve kapuculardan bazı kimseler bu zümrenin vaazlarında hazır bulunup kimi dersini okuyup dünya kazancını elde etmeğe münasip vesiledir deyu onlarla birlik oldular. Zamanla şöhretlerinin velvelesi, Enderunu hümayuna(padişah tarafına) aksetmişti.

Dünyalık edinmeğe haris olan baltacılardan bazılarının tavsiyesiyle Üstuvani efendinin, herkes tarafından itikad edilen bir kimse olduğu Darüssaade ağasına ve ondan Valide Sultan Hazretlerine anlatılıp, iş icabı iltifata mazhar edildiği gibi, zaman zaman sure(kese) ihsan ederek hatırları da hoş edilmeğe başlandı.

Şeyh efendi dahi padişah yakınlarının iltifatıyla fazla kuvvet bulup kendilerine inanan zengin kimselerle bazı mansıplar,tayinler, değişiklikler ve buna benzer nice işler söyleşip, gizlice casuslar ile padişah yakınlarına haber gönderip “bu husus doğrudur, din ve devlete faydalıdır” derlerdi.

Gizlice müdürlü keseler(paralar) yürüyüp, şeyh efendilerin doğru buldukları iş yapılırdı. Vaaz ve nasihatçi efendilerin yerinde buldukları işe hatadır demek kimin haddine idi!..Bilhassa, istenilen para,gizlice onların çalışması ve himmeti ile husule gele...

Dürüstlük sureti göstererek,” böyle faydalı pazara Hind tüccarı bile zafer bulamaz” deyüp, bu suretle birkaç sene iş hususunda revaç bulmakla haremi hümayun ağaları ve arada aracılık eden saray hademeleri pek fazla para biriktirmişlerdi. Azil ve tayine ait bir işe başlansa, efendilere ihsan keseleri peşin giderdi. Yapılan iş mekruf ise, bu hususta uydurma iyi tarafı bulunup, halka methedüb, mecburen pek güzel olmuş dedirirlerdi.

Vaiz efendilerin bu çeşit nifak pazarı ta Çınar vak’asına gelinceye kadar devam edip insaf hududunu aşmakla, zulüm görenlerin kışkırtmasıyla zavallı ağalar, haksız yere öldüler. Bundan sonra efendilere iltifat kapısı bir müddet kapanmış oldu.

Boynuyaralı Mehmet Paşa vezir olunca Türkmenlik tabiatı iktizasınca ulemaya ve şeyhlere danışmak ve onların medihlerinden ve kötülemelerinden elem çekmek nedir, idrak etmeyip asla kimseye ehemmiyet vermedi. Bütün memuriyetleri açıktan açığa bey’i men yezid ile (artırma ile) sattı.

Hatta kendilerine mevleviyet ve kadılık verilen kimseleri bile haklayıp:

-“Devletin sıkıntısı vardır.”

deyu, rüşvet almaktan da çekinmeyip, tedbirli ve akıllı kimseler gibi el altından alarak gizlenmek kaydına düşmedi.El altından rüşvet almağa vasıta olan işgüzarların işleri bozuldu.Bu yüzden karları ellerinden gidip Boynuyaralı’ya fevkalade düşman olmuşlardı.

Donanma bozulup kafirler Bozcaada ve Limni’yi alınca, bu müsibet haberini fırsat sayıp kürsülerde, meclislerde açıktan açığa veziri kötülemeğe başladılar:

-“Zalim ve rüşvet alıcı çok..Şer’i şerif icra olunmaz..İslam memleketler bid’atle doldu. Vezir ve müftü bid’at ehlini korurlar.”

deyu dillerine gelen sözleri açıktan söyler oldular. Boynuyaralı vezirlikten azlolunup Köprülü Mehmet Paşa vezir olunca kendi zanlarınca aldırış etmeyip taassubda daha da şiddetlendiler.

Köprülü Mehmet Paşa veziri azam olduğunun sekizinci günü ki zilhicce ayının üçüncü Cuma günü idi, Sultan Mehmet Camiinde Cuma namazı kılınır iken, müezzinler mahfilde Resulü Ekrem Efendimiz hakkında okudukları na’tı bir taife, müezinleri susturmak içün en çirkin sövmelerle dil uzatmağa başladılar. Onlara karşı olanlar mani olup, karşılıklı atıp tutma ile hiddet ve kızgınlık ateşi alevlenerek, kan dökülmesi ve muharebe ile sonuçlanayazdı.

Bu dereceden sonra bütün sofiye şeyhlerine karşı içlerinde olan eski kinlerini meydana vurup İstanbul şehrinde ve şehir dışında olan tekkeleri hep birlikte yıkıp, taş ve topraklarını denize dökmeğe karar verdiler. Mani olacakları def’etmek içün darb ve katil aletleri ile Sultan-Mehmet Camiinde toplanmağa ittifak edüb:

-“Muhammed ümmetinden olanlar, yarın harb aleti ile cami avlusunda hazır olsunlar! Şeriatın emir ve yasakları hizmetine yardım eylesünler!”

deyu kendi taraflarında olan halka ilan ettiler.

Meğer konuştukları bu imiş ki, İstanbul’da ne kadar tekke var ise yıktıktan sonra rastgeldikleri saçlı ve taclı dervişler fukarasına iman tazeletdireler! Ve kabul etmeyenleri katledeler! Sonra hep birlikte padişah hazretlerinin huzuruna varıp camilerinde birer minare alıkoyarak geride kalanları yıkalar..

Velhasıl, Hazret-i Paygamber zamanından sonra meydana çıkan şeyleri tamamen kaldırıp zanlarınca ortalığa bu yoldan nizam vereler...

O gece bir gulgule İstanbul şehri içine yayılıp softalar sopa ve kılıçlarla ve muhtekir, mürai ve san’at ehli kısmından Hacı Mandal,Fakı ve Döngel madrabazları talebeleri, ve köleleri olan Kazak Hatmani kakavanlarına silah kuşanıp, din davasına gidelim diyerek güruh güruh toplanıp Sultan Mehmet Camiine toplanmağa başladılar.

Bu haller veziri azam(Köprülü Mehmet Paşa) hazretlerine ulaşınca evvela şeyh efendilere haber gönderip,

-“Fesada sebeb olacak olan bu türlü işlerden vazgeçsünler!”

deyu nasihat ettiler,faydası olmadı.Anlar dahi büyük bilginleri,Allah sayılarını kıyamete kadar artırsın,davet edüp fikirlerini sordukta, onlar da fakıların iddialarının batıl olduğuna kani olub “bu çeşit yersiz kelimeler söyleyerek fitnenin alevlenmesine sebeb olanların şer’an cezalarının verilmesi ivabederé demeleri ile işin hakikatı padişah huzuruna telhis olunub(sadrazam tarafından yazı ile bildirilip) fesadı kışkırtanların katilleri içün padişahın izni çıktı. Fakat ne veziri azamın(Köprülü Mehmet Paşa) ricasıyla sürgün edilmekle yetinilip, o saat Üstüvani, Türk Ahmed ve Divane Mustafa dedikleri vaizler yakalanıp Kıbrıs’a sürüldüler. Değerli evliyanın tasarrufatı ile mutaassıblar meclisi toplayanlar dağıldı ve yalan şöhretleri ki adları ve nişanları kayboldu.(Naima Tarihi)

 

Köprülü Mehmet Paşa, genç padişaha bu gibi meselelerde ihtiyatla hareket edilmesini ve bu cürmü işleyenlerin derhal sürgün ile cezalandırılmasını ve kırbaç cezasına çarptırılmalarının devlet için daha hayırlı olacağını tavsiye ediyordu. Zira bu suretle dini tartışmalar çıkararak nüfus elde etmek isteyenlerin emellerine engel oluyordu. IV. Mehmet, Köprülü Mehmet Paşa’nın tavsiyesine itibar ederek yakılan ateşin daha da büyümesini önlüyordu. Köprülü, Padişahtan aldığı emirle Kadızadelerin isyana karışan ve isyana destek verenleri kırbaçlatıp ayrı ayrı beldelere sürdü. Taşlanarak zarar gören tarikat dergahlarını yeniden inşa ettirip halkın sevgisini kazandı. Her fırsatta Osmanlı’nın bir ağaç gibi filizlendiğini, bu ağacın dua suyuyla kuvvet bulduğunu, dergahların toplum hayatına ne denli faydalı tesirler meydana getirdiğini, ehli kalbin bu konuda hem fikir olduğunu dile getiriyordu.

Köprülü devrinin ünlü tarihçi ve yazıcısı Naima’nın 6 ciltlik tarihinde kadı-zadeler ile ilgili birtakım ilginç, yer yer gülünç, rivayet ve hikayeler yer alır ki bunları olduğu gibi aşağıya nakletmeyi münasip gördüm.(Zira bu tür hikaye ve rivayetler okuyucuya sıkıldığı vakit ferahlık verip dikkate vesile olur kanısındayım.)

Naima nakleder ki:

                                       Gülünecek Şeyler

Dünya işlerinin görülmesi içün adı geçen şeyhlere gidip gelen bir zarif sorar:

-Sonradan çıkma bütün iyi ve kötü şeyleri ortadan kaldırsanız gerek..Çakşır ve don giymek dahi bid’attır(sonradan adet olmadır) onları dahi kaldırır mısınız?

Dedikte, Türk Ahmed:

-Beli(evet) onu da men’ederiz.Peştemal kuşansunlar!

Demiş..Herif tekrar sorup:

-Ya kaşık kullanmak da bid’attir,demiş..

-Onu da kaldırırız. Yemeği elleriyle yesinler.Zehir değil a.yedikleri yemek ellerine bulaşmakla ne lazım gelür?

Zarif adam hayret edip:

-İmdi efendiler,bütün alemi çırçıplak soyup kıçı çıplak çöl kıyafetine koymak istersiz!

deyu gülmüş...O meclisde hazır olanlardan biri:

-Ya sultanım,kaşıklar yasak olunca bir alay kaşıkçı fukarası ne yapsınlar!

Dedikte,Türk Ahmed:

-Misvak(eski zamanın diş fırçası) ve tesbih yapıp anınla geçinsünler!

Demiş..Zarif adam yine Türk Ahmed’e:

-Misvak ve tesbih san’atı Gerede ve Taraklı Türklerinin işidir...Siz,Haremeyn(Mekke ve Medine) fukarasına da geçinerek bir san’at bulun..Demiş.

Maan-zade nakleder ki, bu taifeden sofuluk ve düzgün ahlakla meşhur pek çok ikiyüzlüler gördüm ki:

Def’içün gam belasın

Okuruz kadh duasın

Anlamı üzere perde arkasında her türlü kötülükleri irtikab edüb,

Vaızan kaın cilve der mihrab ü minber mikünend

Çün be-halvet mirev ne an kar-ı diğer mikünend

beyti hallerine uygun idi. Hatta zenginlerinden biri ki,fakılar güruhunun namlılarındandı, bıyıklarını traş edüp,kanatınca her halini Peygamberin sünnetine uydurmak davasında idi.

Dış görünüşü ile avlat yerine terbiye eylediği bir nevcivan hizmetkarı vardı. Bu hizmetkar, çakşirine ipek kumaştan uçkurluk yaptırmıştı. Zengin fakı...bu ipek uçkurluğu görüp:

-Bu haram kumaşı gider(defet)...manasız yere günaha girerüz..

Demiş..Ef’al-i şenia gözüne görünmeyüb, tütün içmek, ipek giymek, bıyığı kırkmamak ve sofilerin sema’ında(Mevlevilerin dönmeleri) hazır olmak, yanlarında büyük günah sayılırdı.

Maan-zade adı geçen adamla sıkı fıkı olmakla bir gün sorar:

-Behey efendi! Nefs lezzetinden olan kabahatleri gizlice irtikab edüb de(işleyip de) dış görünüşte ufak tefek şeyler içün taassub gösterirsiz..Bunun aslı nedir?

Dedikte, aziz söze gelip:

-Beyim,sen gayet ahmak imişsin...İnsan bir haramı işlediği zaman, onun altında ya para kazanmak, ya nefis ve zevk ve cismani lezzet bulunmağa muhtaçtır ki günah işlediğine değe..Yoksa, altun ve gümüş takım kullanmak, ipek giymek,tütün içmek, güzel ses dinlemek ve diğer buna benzer şeylerde ne lezzet vardır?! Akıllı kişi odur ki bu çeşit ufak tefek şeyleri terkedüp belki görünüşte inkar edüp, ve bunları yasak etmek hususunda taassub gösterüp, halkın avam tabakasını iyi hal sahibi olduğuna inandıra...Yine, içli dışlı oldukları ile perde arkasında dünya işleri ve nefis lezzetini tadmağa mani yok..Böylece cahillerin kötü görmesinden kurtulmuş olur..

deyu cevap verüp, beni cevap veremez hale soktu diye naklederdi.

Merhum Şeyhülislam Yahya efendi hazretlerinden naklolunmuştur:

Kendileri bilgili,riya ve yapmacıktan hoşlanmaz olup ilk zamanlarında riyakarlara asla yüz vermezlerdi.Şeyhülislam olunca bazı mahremlerine:

-“Riya sahiblerinin(ikiyüzlülerin) hareketlerinin bazı iyiliklerini şimdi öğrendik”demişler,sebebini soranlara da şu cevabı vermişler:

-“Şeratın emir ve yasakları ve diğer hükümlerini icra hususunda müraileri(ikiyüzlüleri) gözüpek buldum.İşin dışına bakarak hüküm veren böcekler gibi olan avam(halk tabakası), ikiyüzlü olmayan irfan sahibi merd kimselerden korkmuyorlar ve utanmıyorlar. İkiyüzlülük, gizli şirk olmakla sahibine zararlı, fakat bu işe göre başkasına faydalı görünür. Evvelce istiklal ettiğimiz bazı ikiyüzlüleri bazı yüksek mevkilere tayin etmeğe muhtaç olduk.”

Deyu buyurmuşlar. Fakir(Naima)derim ki:

Vakıa görünüşte ikiyüzlü kimselere biraz lüzum da yok değildir. Fakat işlerin sonuna vakıf olan ariflere lazımdır ki,iş icabı kıymet verilen ikiyüzlülere pek fazlasıyla kıymet verilmeye...Ve lüzumu kadarından fazla iltifat ederek dizginlerini büsbütün elden bırakmaya...

Bu tayinlerde bunun en güzel misali Vani efendidir. Vani efendi zühd ve takva sahibi olarak meydana çıkıp, dünya kazançlarını nasıl baştanbaşa elde ettiğini, Veziri azam,Köprülü-zade Fazıl Ahmed Paşa’yı(Köprülü Mehmet Paşa’nın oğlu olur)ikiyüzlülüğü ile, iyi adam olduğuna şahitlik etmek içün padişah yakınına nasıl gönderdiğini, fakat bol bahşiş nasihat vermekle doyurmanın mümkün olmadığını, sonunda ekmeğini yediği vaziri azamı kötülemeğe nasıl cüret ettiği malumdur.

Hak sübhanehu ve Teala hazretleri dünya nimetlerine dini alet ve sofuluğu para toplamağa san2at edinen hilekarların şerlerinden kulları muhafaza eyleye amin!

 

Hikaye:

Vani efendiye dostlarından biri sorar:

-Sultanım! Zühd ve takva iddiasında tek olduğunuz malum..Fakat yine dünyaya kıymet vermeniz, ve nazik cariyelere ve süs içün lazım olan inci,cevahire samur ve diğer şeylere rağbetiniz var..Bunun sebebini anlayamadım.

Dedikte, cevap verüp:

-Behey nadan!(cahil) Dünyanın kendisini aslında çirkin ve fena değildir. Herkesin istediği bir  büyükçe  nimettir.Çirkin olan taraf bu nimetin elde edilme şekli ve yemesidir.Nimeti elde edip yemekte sen bana benzemezsin..Herhangi bir lokmanın yenmesi sana haram iken, ilim kuvveti ve akıl yolu ile bana helal olur.(yok daha neler)

Demiş..Herif bir misal istemiş..Vani efendi şöyle cevap vermiş:

-Mesela yemek yerken dişler arasına giren et parçasını sen kürdan ve zorla dışarı çıkarıp yutarsın, sana mekruh olur. ben nazik bir şekilde dilimle hareket ettirerek diş arasından kurtarıp yutarım, bana helal olur..Bir misal daha vereyim..Siz, haram para ile yiyecek alıp yersiniz, haram olur.Biz ise yiyecekleri, giyecekleri borç ile alırız.Ay başında borcumuzu şüpheli paramızdan öderiz..Bu hile ile helal yemiş oluruz.Bu şekilde dünya nimeti elde edip yemek hususunda daha nice alimane yollarımız vardır ki bize caizdir.

Demiş. Tuttukları yolların ne kadar hurafe ve batıl olduğu bu hikayeden anlaşılır.

Yine sözüne inanılır kimselerden naklolunmuştur ki, adı geçen sofu taifesi, bu fakıların musallat olmasından aciz olduklarından, bu olaydan evvel tarikat şeyhlerinin büyüklerinden Gafuri Mahmud efendi,Cennet efendi,Erdebilli-zade Ahmed efendi ve birkaç azizler de Hanefi efendiye varıp pek fazla ikiyüzlü olan kimselerin zulümlerinden ve şeraite aykırı olarak herkesi tekfir(kafirlikle itham etmek) ile tadlil(doğru yoldan sapmakla itham etmek) ile dil uzattıklarından şikayet ederek mani olunmasını rica ettiler. Devrin fazıllarından  Bolevi-Mustafa efendi, Minkari-zade ve onlar gibi bilginlerin büyüklerinden birkaç devletlü mecliste hazır imişler. Hanefi efendi demiş ki:

-“Kadı-zadeliler bu devlete dalbudak salmış bir köklü ağaca benzer. Bir dalı bostancılar ocağına,Bir dalı dal baltacılar ocağından ta sarayı hümayuna, bir büyük dalı bütün çarşı esnafına sirayet ederek sağlamlaşmıştır. Güzellikle nasihat kabul etmiyorlar,ne suretle def’edelim?”

Demiş..Bolevi-Mustafa efendi söze gelip:

-“Behey azizler! Allah adamları arasında meşhur batın kılıcı vardır.Onunla intikama havale etsenize...”

Demiş.Gafuri başını öne eğerek dinlemekle meşguldü. Başını kaldırıp:

-Sultanım! Biz zahir emri ile iş bitsin deriz.Yoksa batın ahvaline kalursa Hazret-i Kahhar(Cenabı Hak) şanı yüksek yücedir, intikam alıcıdır.

“Vetteku fitnetün la tusibennellezine zalemu minküm” ayeti kerimesini okuyup Fatiha dedi. Sonra hepsi kalkıp gittiler. Haftasına varmadı. Sürgün meselesi meydana geldi.Bolevi-Mustafa efendi sonra müftü olup, daha sonra Mısır’a sürgün edilmiş idi. Bu hikaye anıldıkça:

-“Herifler batın kılıncını fazlaca saldılar.Hatta ucu bizlere de dokundu.”

Deyu latife edermiş.

Şami-zade efendinin, sadrazamlığı Köprülü Mehmet Paşa’ya verilmesinde büyük hizmeti olduğundan, bu fazla çalışması Köprülü yanında şükranla anılırdı. Eski makamı reisülküttablık(Dışişleri bakanlığı) mevkiine iltifatlar ile tayin edilerek ağırlandı.

SİPAHİ İSYANLARI VE SİPAHİLERLE MÜCADELE

          Köprülü Mehmet Paşa bu gibi icraatların akabinde sipahilerin isyanlarıyla uğraşmak zorundaydı. Sipahiler ağalar baskısı zamanında servet sahibi olmuşlardı. İsyanlar onlar için servetlerini artırmak adına bir vesile teşkil ediyordu. İsyanlarda hedeflerinden biri de kendilerine yakın isimleri devletin yüksek kademeli makamlarına yerleştirmekti. Böylece hedeflerine daha kolay ulaşabileceklerdi. Aynı zaman da devlet içinde ayrı bir devlet kurarak kendilerini idamlardan koruyacak bir ele ihtiyaçları vardı. Sipahilerin edecekleri isyanların üstüne sadrazamlığa getirmek istedikleri kişi Seydi Ahmet Paşa idi. Zira Köprülü Mehmet Paşa’yı düşman bellemişlerdi. Köprülü, onların kafasına uymuyordu, ihtişamı pek sevmezdi, malda mülkte gözü yoktu, rüşvete kapısı kapalıydı. Köprülü Mehmet Paşa’nın ihtişamsız ve sade depdebesiz hayatı dikkatlerini çekmiş onlara yeni sadrazamın zamanının geldiğini gösteriyordu.

          Köprülü Mehmet Paşa sadrazam olduktan sonra devleti içte ve dışta daha yakından tanıma fırsatı buldu. Sürekli tebdili kıyafet ile handa, pazarda, kahvehanelerde geziyor, halkın sorunlarını yakından birinci ağızdan dinliyordu. Yaptığı araştırmalar sonucunda halkın devlete olan güvenini sarsan, toplum hayatını cehenneme çeviren, adaletin ve şeriatın uygulanmasını önleyen anarşi ve bozgunculuğun bir kene gibi ülkeyi sardığını fark etti. Bu hastalıktan ülke bir an önce kurtulmalıydı. Yoksa bu devletin zayıflayıp çökmesine sebep olabilirdi. Devlet otoritesi çok zayıflamıştı. Ülkeyi ağalar, sipahiler ve yeniçeriler ortalığı kan gölüne çevirmekle, isyan ile tarumar ediyor, her istediklerini yerine getiriyorlardı. Halk bunların zulümlerinden yılmıştı. Padişah bunlarla baş edemiyordu çünkü dost düşman birbirine karışmıştı, kurt gövdeye girmişti ve imhası zordu. Öyle ki sipahiler isyan ediyor padişahın sarayına kadar dayanıyor, aylıklarına zam yapılmasını, ayrıca ellerindeki kağıtta yazılan kişilerin idam edilmesini aksi takdirde durmayacaklarını dile getiriyorlardı. IV. Mehmet, Köprülü Mehmet Paşa sadarete gelmeden önce sipahilerin isteklerini yerine getirmiş, maaşlarını zam ve ikramiye vermiş, üstüne 20 kişilik listede ki kişilerin idamına hükmetmişti. Bütün bunlar sipahileri doyuramamış ama geçici olarak isyana son vermişlerdi. Şimdi ise Köprülü Mehmet Paşa’nın da idamını isteyecekler, akabinde Seydi Ahmet Paşa’yı sadrazamlığa getireceklerdi. Köprülü ise ortalığı anarşi ve bozgunculuktan kurtarma çarelerini arıyordu. Bu amaçla gizli bir casus teşkilatı kurdu. Teşkilata devlete ve dini sadık kimselerden üyeler seçti. Sonra bu kişilerin bir kısmını yeniçeri yaptı, bir kısmını sipahilerin arasına yerleştirdi. Bir kısmını şüphelendiği ağa ve paşaların arasına koydu. Diğer kısmını hanlara, kahvehanelere, halkın arasına saldı. Teşkilattaki tüm üyeler nerede devlete hainlik edecek, isyan edecek, veyahut devlet ve millet aleyhine bir zulüm icra edecek bir bilgiye ulaşırlarsa Köprülü’ye haber vereceklerdi. İşte kurulan bu casus teşkilatının sipahilerde görevli üyesi Nurettin Efendi, Köprülü’ye sipahilerin onun ve devlet aleyhine planladıkları girişimleri derhal haber etti. Köprülü Mehmet Paşa ilk iş olarak sipahilerin sadrazam etmek istedikleri Seydi Ahmet Paşa’yı derhal azlettirmiş, seraskerlik ile Bosna’ya göndermek istemişti. Şimdi sipahiler bu azli de bahane ederek isyan çıkarmak, yağmaya meydan bulmak istiyorlardı. Sipahilerin bir kısmı devterdarın sarayını taşlıyorlardı. Bir kısmı ise ordu halinde sarayın kapısına dayanmışlar, elebaşlarının emriyle ellerinde kılıçlar bağırıp çağırıyorlardı. IV. Mehmet vahim durumu haber alıp Köprülü’ye sipahiler ne isterlerse verilmesini bunlarla baş edilemeyeceğini söyledi.

 Köprülü Mehmet Paşa – Hünkarım bu sipahiler kendi varlıklarını saray hücumları, vatandaş idamıyla, devlet hazinesinden mal gasp etmekle sağlıyorlar. Bunlar resmen devleti yağma ediyorlar. Devletin bu zorlu döneminde görevleri hizmet iken isyan ediyorlar. Bu zalimlerin hakkından gelmedikçe devlete ve millete huzur yoktur. Kene gibi etrafı saran, sürekli kan ve akçe isteyen bu canilerin cezası idam olsa gerektir.

 IV. Mehmet – Paşa Paşa bilirim bilmesine lakin elden ne gelir? Sarayı sardılar, hazırlıksız yakalandık. Daha feci akıbetten korkarım.

Köprülü Mehmet Paşa – Hünkarım telaş etmeyiniz, bu işi bana bırakınız. Onların hakkından nasıl geleceğim emriniz üzere izleyiniz. Zira onlar kendi kazdıkları kuyuda boğulacaklardır.

IV. Mehmet – Paşa bir bildiğin var senin, de diyeceğini de bu işi sana devredeyim.

Köprülü Mehmet Paşa --  Hünkarım saray çevresinde hainlik edip size baş kaldıran sipahilerin arasına bizim adamlarımızdan yerleştirdim. İsyanı haber aldığım halde bekledim. Zira ordu içinde hainlik edenlerin başını kaldırmaları ve elebaşlarının ortaya çıkması gerekiyordu. Yılan başını kaldırmalı ki kesilmeye müstehak olsun. Siz bu işi bana bırakınız zira sipahilerin yarısına yakını bizden yanadır.

IV. Mehmet – Helal sana Köprülü, sana güvenmekle ve seni sadarete getirmekle ne büyük bir adım attığımı biz kez daha anladım. Göreyim seni nice hizmet edersin, tez hainlerin haddini bildiresin.

Köprülü Mehmet Paşa – Emriniz başım üstüne hünkarım.

Bu konuşmalar devam ederken sipahilerin liderlerinden Lütfi Paşa ve Kazım Paşa sipahiler adına istek ve arzularını padişaha iletmek üzere saraya girmek istediklerini bildirdiler. IV. Mehmet destur verdikten sonra Lütfi paşa ve Kazım Paşa kendilerinden emin bir şekilde saraya gidip padişahın huzuruna çıktılar. IV. Mehmet isyancıların elebaşlarını Köprülü’ye havale etti.

Köprülü Mehmet Paşa – Evet sipahilerin ileri gelenleri sizlersiniz demek, saray kapısına isyanla dayanıp hünkarımızdan ne talep edersiniz, ağzınızdakini arz edin bakalım.

Lütfi Paşa – Sipahiler olarak hünkarımızdan iki isteğimiz vardır. Birincisi; maaşlarımıza yüzde yüz zam yapılmasını ve ikramiye verilmesini istiyoruz. İkincisi; elimizde ki listede yazılı bulunan hainlerin idam edilerek adaletin yerine gelmesini murad ediyoruz.

Köprülü Mehmet Paşa – Verin bakalım şu hain listesini.

Lütfi Paşa listeyi  Köprülü’ye  uzattı. IV. Mehmet merakla olacakları izliyordu. Köprülü listedeki isimlere bir göz gezdirdi. Listenin başında kendisinin adı yazıyordu. Soğuk kanlılığını koruyarak sipahilere döndü ve tok sesiyle konuşmaya devam etti.

--Demek maaşlarınıza yüzde yüz zam istersiniz, ardından bu listedekilerin idamını arzularsınız öyle mi?

Lütfi Paşa – (Köprülü’ye nefretle bakarak) hünkarımızdan hainlerin idam edilerek adaletin yerine gelmesini dileriz.

Köprülü Mehmet Paşa, paşalara iyice yaklaşarak onların etrafında bir tur döndü ve ekledi;

--Birinci isteğinize gelince, sizler yağma istersiniz ve vatanı yağmalamak sizin kanınıza karışmıştır, yağma devri bitmiştir bilesiniz. İkincisine gelince (Lütfi Paşa’ya dönerek) doğru söyledin hainlerin idamıyla adalet yerine gelmelidir, sözünün üstüne Köprülü Mehmet Paşa kılıcını kınından çıkardı ve bir vuruşta Lütfi Paşa’nın kellesini yere serdi. Kazım Paşa şaşkınlık ve korkuyla ne yapacağını şaşırdı. Köprülü ona doğru döndü ve:

--Yağma devri bitmiştir Kazım ağa! Devir adalet devridir, diye kükredi ve onunda kellesini kılıcıyla yere serdi.

İçeride bu olaylar vuku bulduğu esnada dışarıda isyancı sipahiler liderlerinin akibetinden habersiz naralar atıyorlar gelecek güzel haberleri bekliyorlardı.

 Derken Saray kapısı açıldı ve iki yeniçeri ve yanlarında Köprülü Mehmet Paşa sipahilerin karşısına dikildi. Sipahilerin naraları kesildi, etraf sus pus oldu. Herkes olacakların esrarı karşısında şaşkın vaziyette idi. Köprülü Mehmet Paşa soğukkanlı bir sesle:

-Size Devletlü Hünkarımızdan bir haber iki de hediye getirdik.

Sipahiler- Padişahım çok yaşa, adalet adalet diye sevinçle bağırdılar.

Köprülü kalabalığı nükteli tebessüm ile süzdükten sonra ekledi:

-Önce hünkarımızın ihsan buyurduğu hediyeleri arzedelim. Köprülü yanındaki yeniçerilerden birine işaret ederek,

-“Sipahiler yüzde yüz maaş ve ikramiye isterler tez önlerine seresin.”

Yeniçeri peşi sıra elindeki bohçadaki Lütfi Paşa’nın kellesini isyancı avazelerin ayakları altına yuvarlayıverdi. Sipahiler şok oldular, beyinlerinden kaynar sular dökülmüşcesine  irkildiler.

Köprülü Mehmet Paşa- Hünkarımızın ikinci ihsanını arzedelim zira sipahiler ellerinde bir liste kelle isterler.(Yanındaki diğer yeniçeriye işaret ederek)

Yeniçeri verilen emir üzere elindeki bohçadan Kazım Paşa’nın kellesini sipahilerin ayakları dibine yuvarlayıverdi. Sipahiler gözleri fal taşı gibi açılmış şaşkınlık ve korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar.

Köprülü Mehmet Paşa  heybetiyle  sipahilere göz gezdirip tok sesiyle kalabalığa haykırdı:

-Ey gözlerini kan ve akçe uğruna köreltmiş bedbahtlar, Hünkarımız haber eder ki: Yağma devri bitmiştir, devir adalet devridir ve isyancı hainlerin hükmü budur.  Hünkarımız lütfuyla canınızı bağışlamıştır lakin bundan böyle her kim böyle bir işe kalkışırsa başı gövdesinden ayrılsa gerektir.  Haydi hodri meydan.

Sipahiler olanlar karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Karşılarında Köprülü vakar ve heybetiyle adeta bir aslan gibi kükrüyordu. Birbilerine ne yapmalı dercesine baktılar. Derken sipahilerden bir grup kılıçlarını çektiler birbirlerine cesaret vermek istiyorlardı. Köprülü sipahiler arasında yerleştirdiği askerlere imalı bir şekilde baktı. Bunun üzerine sipahilerden padişah yanlısı olanlar:

-Padişahım çok yaşa, padişahım çok yaşa diye bağırmaya başladılar. Bu durum isyancı sipahilerin direncini ve cesaretlerini kırdı. İçlerinden birisi:

-Tuzağa düştük, dağılın, canınızı kurtarın, dedi.

 Kılıçlar kınına girdi ve sipahiler saray önünden söylene söylene dağılmaya başladılar.

Sipahiler yaşanan olaylar üzerine uğradıkları akibetin tesiriyle Köprülü Mehmet Paşa’dan ne yapıp edip intikam almak arzusundaydılar. Zira yaptıkları gizli toplantılarda Köprülü başta iken sonlarının Lütfi Paşa ve Kazım Paşa’dan farksız olduğunu acele bir şeyler yapıp Köprülü Mehmet Paşa’yı ortadan kaldırmak gerektiğini düşünüyorlardı. Yeni planlı bir isyan için doğru zamanı kolluyorlardı. Köprülü Mehmet Paşa’yı ortadan kaldırıp yerine Seydi Ahmet Paşa’yı geçirmekte kararlı idiler. Yeni bir ordu ile isyana teşebbüs edeceklerdi bunun için de yeniçerilerden kuvvet ve destek görmek arzusunda idiler.DEVAM EDECEK...


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Köprülü Mehmet Paşa-3 başlıklı yazı MehmetDEMİR tarafından 19.02.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı