Sabah namazının doğuşunu kutlayan ruhum, umre seferine-sanki nefesini verdiği son teslim gününe hazırlanıyor. Uçağım son nefesim, vardığım yer mahşerim. Hiç insan ölmeden ölür mü, provası olur mu demeyin, çünkü ben böyle hissediyorum. Sanki gizliden gizliye kanatlarım büyüyor, tabutum olan uçakta uçmaya sevinçle hazırlanıyorum. Hava nasıl olursa olsun, dünyadan sıyrılmış tenim geride veda edenlerin tane tane gözyaşlarına son kez bakarken üstüme dökülen toprağın kokusunu nisan yağmurlarında hissediyorum. Yalnız değilim, gittiğim yer sonsuz ikametgâhım olacak. Uçak yere düşse, çakılıp kalsa umursamıyorum. İhramımı giymiş, kefenimle hazırım diyorum canımı verene-Allah’a.

Umreye gidiyorum. Orada biliyorum ki, zehrinden, şerrinden, mikrobundan ve acısından başka bir şey bilemediğim dünyayı, tenimden çıkarıp atacağım. Orada gerçek aşkı, maşukun evinde sonsuz ikramıyla yaşayacağım. Geride bıraktığım, var olsun dediklerim siliniyor beynimden. Ne şikeli maçlar, ne mahalledeki ihtilaflar, ne iş yerindeki makam hırsıyla insanlıktan çıkaran ihtiraslar nede yalanla sıvanmış medyadan izlediğim haberler ilgilendirmiyor artık. Çıkartıyorum tenimi, ruhum özgürlüğünü yaşıyor. Beynimi sıfırlıyorum. Rahmeti şükürle hissediyorum, çocuk ağlamalarında. Yüreğimde bir tek siyah nokta kalmadı bu günlerde. Gözlerimde beni hapseden karanlığı aşan nur süzmelerini gitmeye karar verdiğim günden beri hissediyorum. İçimde coşkulu bahar yağmurları ile akan Fırat nehrinin medeniyeti sunmuş yerlerinden geçen insanlık tarihi var. Hiç böylesi akmayı hissetmemiştim.

Umreye gidiyorum… Güneş yükseliyor yavaşça! Birkaç gün sanki iple çekilmeye değer, sabırsızlığım had safhada. Oysa ilk defa gitmiyorum. Ama o ilk gidişten daha heyecanlıyım. Her köşesini ezberlediğim her nefesimi serinlettiğim tavafında, dönüyor başım Kâbe’de. İhrama bürünmüş nur huzmesinde, sadece yüzler hangi milletten geldiğini anlatılıyor gözlerime, çevremde yüzlerce benlerin "biz"i var. Dillerde yakarışlar, sanki asırların gölgesinde, sanki peygamber efendimiz(sav) seslerini işitir gibi. O siyahın tarifsiz ve hoş karanlığında nurumu keşfet diyen seslenişle başım dönüyor, gitmeden hissediyorum. Sanki bir tornado’ya kapılmış, yükseliyorum meleklerin tavaf yaptığı en yukarılara. Ağırlıktan sıyrılmış, ışık hızına meydan okuyan ruhum, başkalık içinde gerçek gıdalar içinde besleniyor. Ne yemeye doyuyorum ne içmeye kanıyorum nede düşüncelerim beni bir yere demirliyor, dünya limanındaki gibi. 

Hiç insan içmeden sarhoş olur mu?
Körlüğümden ilahi nurla kurtulmuş, gerçeğin aynasından yansıyan gölge olunca, evet!
Görüyorum diyorum. İlk gözümü açtığımda nerede tek âşık olduğum-Allah diyorum! 
Yangınlardan sıyrılan, yandıkça dumanını unutan, misk kokuları hissediyorum.
Öylesine mutluyum. 
Kirlenmiş akan yaşam nehrinden çıkan korkunç sesler ölüyor. 
Sessizlik, renklilik, hadsiz zenginlik… Tarifsizce ve bedava sergileniyor!

Umreye gidiyorum inşallah… Ölmeden ölmeye
Yıllarca seyrettiğim tiyatro sahnesindeki rolümü yaşıyorum
Gerçekten yaşıyorum.
Alkışlara ihtiyacım yok artık…
Gök mavi değil artık, yeşilin güzelliği nurlanıyor. 
Tabutumun ne zaman hazır olduğunu biliyorum. Uçuracak ya…
Ne korku var içimde nede hüzün… İhramımla-kefenimle gideceğim, inşallah!
Uçmayı sabırsızlıkla bekliyorum. 

Saffet Kuramaz
( Umreye Gidiyorum başlıklı yazı safdeha tarafından 19.01.2016 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.