Eklenme Tarihi : 26.02.2021
Okunma Sayısı : 197Yorum Sayısı : 2
Etiketler
Sami Bibero
Sami  Bibero
tarafından eklendi
26.02.2021
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Deliriş İbrahim -4.bölüm-
Deliriş İbrahim  -4.bölüm-

 


 

KEMANKEŞ KARA MUSTAFA PAŞA

 

Sultan İbrahim'in saltanatının ilk dört yılında işler tıkırındaydı çünkü Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa devletin bütün işlerini  oldukça güzel bir şekilde yürütüyordu. 

 

Bu ilk dört sene içinde Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa şu faaliyetlerde bulunmuştu:

* Venedikliler’e birikmiş tazminat borçlarını ödetmek,

*Birkaç yıldır Rus Kazakları’nın elinde bulunan Azak Kalesi’ni geri almak,

*Lehistan’la barış yapmak

*Avusturya ile Zitvatorok Antlaşması’nı yenilemek,

*Fransa ve İngiltere ile eski ahidnâmelerin devamını kabul etmek

*Kaptan-ı deryâlık makamını da bir yıl kadar üzerine alarak tersane ve yeni gemilerle donanma gemileri inşa ettirmek

*Defterlere kayıtlı oldukları halde ocakla ilgileri alakaları olmayan, devletten sadece ulufe ( üç ayda bir verilen maaş) alan yeniçerileri ocaktan sepetlemek ( Bu surette yeniçeri ocağının mevcudu üçte bire inmiştir.)

* Eyaletlerde tahrirler yaptırıp vergileri düzenli hale getirmek

* Para ayarını düzeltmek,

* Sıkı bir piyasa kontrolü yaparak fiyat şişirme olayının önüne geçmek ( Narh meselesi )

*Piyasada bolluk ve ucuzluğu sağlamak,

* Matbah-ı Âmire( Saray Mutfağı)  ve Istabl-ı Âmire’ye( Saray ahırları- At ahırları )  ait işleri de nizam altına alıp tasarrufa gitmek.

 

 Onun bu faaliyetleri sonunda devlet bütçesi uzun bir aradan sonra ilk kez denk hale geldiği gibi senede 6000 kese tasarruf edildi. Ama özellikle iki konuya dokunması etrafında çok fazla düşman birikmesine sebep olmuştu: 1- Saray'da tasarrufa gitmesi hatta saray mensuplarının ( Ki Valide Sultan da dahildi buna) Maaşlarının Divan-ı Hümâyûn tarafından belirlenmesi, Sarayın mutfağından ahırına her biriminde tasarrufa gidilmesi  2- Yeniçeri ocağındaki beleş ulufecileri ocaktan sepetlemesi, maaşlarını kesmesi.


Bu kadar tasarruf ve saray işlerine dahi bu kadar karışması en çok da Valide Kösem Sultan'ın hoşuna gitmiyordu. O sebeple görünüşte çok güzel geçinen Paşa ile Valide arasında gizli bir düşmanlık hasıl olmuştu. Hele de Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın, Karabaşzâde Hüseyin'in ayağını kaydırmayı düşünmesi, Valide Kösem Sultan'ı karşı atak  yapmaya sevk etti. Bu adam, devlet için çok büyük hizmetler yapmıştı evet; ülkenin her tarafında bizzat kendi gelirleriyle sayısız hayır hasenat kurumları kurdurmuştu evet; ama asla Kösem Valide Sultan'ın yalakası olmamıştı. O halde gözden çıkarılabilirdi. Koskoca Devlet-i Âliye'de sadrazamlık yapacak vezir mi yoktu?

 

Kösem Valide sultan, oğlu Murad'ın son, İbrahim'in ilk sadrazamı olan Kemankeş Kara Mustafa Paşayı nasıl ekarte edeceğini düşünürken kızı Kaya Sultan iki gözü iki çeşme annesinin odasına daldı.

 

-Ne o kız?  Ne zırlayıp duruyorsun anası, babası ölmüş öksüz- yetim gibi?

-Validem, ben ağlamayım da kim ağlasın? Mustafa Paşa'yı  Mısır'a sürgüne gönderiyormuş ağabeyim.

 

Kösem Sultan önce anlamadı. Sevinçle ayağa kalktı.

 

-Şapşal kız. Daha Allah'tan ne istiyorsun? Başımızdaki en büyük bela Mısır'a gidiyor.  Bana müjdeye geleceğine ağlıyorsun.

 

Kaya Sultan daha da zırlamaya başladı.

 

-Demek sen de sevmezdin Mustafa Paşayı?  O halde niçin beni onunla evlendirmek istedin?

 

Kösem Sultan'ın başından aşağı kaynar sular döküldü adeta.

 

-Kız sen, sözlün Silahtar Mustafa Paşa'dan mı bahsediyorsun?

 

-Evet validem. Siz kim sanmıştınız ki?

 

-Ben Kemankeş Mustafa Paşa domuzu sanmıştım.

 

-Allah Allah. Ağabeyim, Kara Mustafa Paşa'yı niçin Mısır'a sürsün ki?

 

-Sende bunu anlayacak beyin olsaydı şimdi Mısır'a giden Silahtar değil, Kemankeş Mustafa olurdu.

 

 

Kösem Sultan adı gibi biliyordu Silahtar Mustafa Paşa'yı Mısır'a sürgüne gönderenin Kemankeş Kara Mustafa Paşa olduğunu. Öfkeyle bağırdı.

 

-Demek benim en has adamımı Mısır'a sürersin ha?  Bunun hesabını sana acı ödeteceğim Kara Mustafa Paşa.

 

Kösem Sultan öfke nöbetleri geçirirken Kemankeş Kara Mustafa Paşa, rakiplerinden birini saf dışı ettiği için ellerini oğuşturuyor ve '' Şimdi sıra geldi  şu Cinci pezevengi ile Yusuf Paşa deyyusuna. Bir an önce her ikisinin de icabına bakmalıyım'' Diye düşünüyordu.

 

Gerek Yusuf Paşa, gerekse Karabaşzâde hem Sultan İbrahim'in hem de Kösem Sultan'ın en has adamlarıydı. Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın aldığı ekonomik tedbirler özellikle de bu ikisine akan hortumun  kapanan vanası olmuştu.  Padişah ve Kösem Sultan üzerindeki nüfuzlarını kullanarak her an her şeyi yaptırabilirlerdi.

 

Ancak?

 

Ancak Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu sefer sert kayaya çatmıştı. Daha doğrusu Yusuf Paşa'yı ekarte etmek için oldukça yanlış bir yol tuttu. Günümüz tabiriyle resmen kendi topuğuna sıktı. Hatta topuğuna sıkmaktan da öte resmen darağacına çıkıp boynuna ilmiği geçirdikten sonra ayağının altındaki tabureyi tekmeledi.

 

Defalarca çeşitli suçlarla itham etmişti Yusuf Paşa'yı. Defalarca Padişaha şikayet etmişti ama Padişah İbrahim bir türlü ''Alın kellesini Yusuf Paşa'nın.'' Demiyordu. O halde başka yollardan halletmeliydi yerinde gözü olan bu herifi. Mesela bir isyan,  bir ihtilal esnasında kim vurduya gidebilirdi. Bunun için kesenin ağzını açmak gerekiyordu tabii ki. Ancak sadece kesenin ağzını açmak yeterli değildi. Bu konuda güvenebileceği, akıl danışabileceği birilerine de ihtiyacı vardı. Kim olabilirdi bu?

İyice düşündü, düşündü, sonunda '' Tamam '' Dedi. Kul Kethüdası( Yeniçeri ocağında subay..Yeniçeri Ağasının yardımcısı.) Hüseyin Ağa... Taa Bağdat seferinden beri tanırdı onu.  Kendisine sadık sözüne güvenebilir bir insandı. 

Hüseyin Ağa'yı huzuruna çağırdı. O geldikten sonra da niyetini açık açık ortaya koydu.

 

-Hüseyin Ağa ! Sana açık bir sual. Yusuf Paşa'yı nasıl bilirsin?

 

Hüseyin Ağa soru karşısında şaşırdı. Acaba  ''İyi bilirim mi demeliydi yoksa kötü bilirim mi? ''

 

Kara Mustafa Paşa, Hüseyin Ağa'nın tereddüt ettiğini görünce üsteledi.

 

-Korkmayasın. iyi de desen kötü de desen sana bir zararım dokunmayacak. Vallahi ve billahi.

 

Paşanın yemin etmesinden cesaret alan Hüseyin Ağa cevap verdi:

 

-Yaramaz ademdir Paşam.

 

-Neden yaramazdır?

 

-Devlet-i Âliye için taundan da felaket bir musibettir.

 

-O halde yok edilmesi gerekir değil mi?

 

-Beli paşam. Ammavelakin Valide Sultan da Padişahımız Efendimiz de çok tutarlar bu hınzırı.

 

-Peki sence ne yapmak iktiza eder? Tedbir ne olmalıdır?

 

-Paşam! Bence bu ademe karşı bir ayaklanma tertip edip ayaklanma esnasında canını cehenneme yollamak lazımdır.

 

-Âlâ.. Ben de aynen böyle düşünürüm. Düşünürüm de yeniçerinin içine girip '' Şu herife karşı ayaklanın.'' Demem olmaz elbette.

 

-Paşam açıkça söyleyeyim: Siz kesenin ağzını açın, yeniçeriyi ayaklandırmayı bana bırakın.

 

-Yapabilir misin bu işi?

 

-Evelallah paşam.

 

-O zaman sana yüz kese altın. Bunu yeniçerilere dağıt ve gerekeni geciktirmeden yapın.

 

 

Kapı kethüdası Hüseyin Ağa yüz kese altını alp Yeniçeri ocağına geldi ve uygun gördüğü ağalarla bu işi müşavere etmeye başladı. Ancak yeniçeri ağaları da yeniçeriler de Kemankeş Kara Mustafa Paşaya kızgındılar ulufelerini azalttığı, bazı dostlarını ocaktan attığı için. Ağaların  pek çoğu ''Değil yüz, bin kese altın için bile Kara Mustafa Paşa lehine kılımızı kıpırdatmayız. Hüseyin Ağa ! Ne sen bize böyle bir teklif yapmış ol, ne biz duymuş olalım. O yüz kese altını da Sadrazam Paşa'ya iade et.'' Derken ağalardan Muslihiddin Ağa koşa koşa saraya gitti ve olanları  direkt padişah İbrahim'e anlattı.

 

Bu arada planının yattığını anlayan Kemankeş Kara Mustafa Paşa da saraya koştu ve padişaha '' Beni size karşı dolduruşa getirmek için fitne dolu haberlerle huzurunuza gelecekler. Sakın inanmayın Padişahım'' Filan dediyse de padişahın içine kurt düşmüştü bir kere. Bir taraftan devlet işlerinde en ehil kişi olan bu paşayı kaybetmek istemiyor, diğer taraftan onun gibi bir paşanın dahi saray entrikalarından geri durmadığına üzülüyordu. Bugün bir paşaya karşı isyan tertibine girişen paşası yarın kendisine karşı da isyan teşebbüsünde bulunursa ne olacaktı?

 

Paşayı '' Merak etme. Ben olayı tahkik ettireceğim. '' Diye huzurdan yolladıktan sonra kara kara hep bu sorunun cevabını düşündü: ''Ya yarın bir gün bana karşı da isyan tertibine girişirse?''

 

Düşünmesi fazla uzun sürmedi. Valide Kösem Sultan ve Cinci Hocası ufaktan ufaktan doldurdular padişahı.  Artık kesin kararını vermişti.  Azledecekti sadrazamını.

 

30 Ocak 1644 de yani bu başarısız ihtilal girişiminden bir kaç gün sonra  Divan toplantısına başkanlık ediyordu Kemankeş Kara Mustafa Paşa. Padişah İbrahim ise kafes arkasından dinlemekteydi celseyi.  Son zamanlarda Osmanlı padişahları artık bunu bile yapmaz olmuşlardı ama İbrahim'in o gün dinleyeceği tutmuştu her nedense. 

 

Padişahın kafes arkasında olduğunu biliyor muydu bilmiyor muydu bilmiyoruz ama Kemankeş Kara Mustafa Paşa divandaki diğer vezirleri, divan üyelerini adeta kırıp geçiriyordu. Bağırıyor, çağırıyor, hakaretler yağdırıyor, azarlıyordu. İşte tam o anda toplantı yapılan salona ( Kubbe altı) adeta bomba düştü.  Padişah İbrahim hışımla içeri girmişti.

 

- Ulan ne bağırır çağırırsın bre dürzü?

 

Kara Mustafa Paşa dondu kaldı.

 

-Şeyy Hünkarım.

 

-Ver ulan mührü.  Azlettim seni.

 

Kemankeş Kara Mustafa Paşa sadaret mührünü padişaha uzattı.

 

-Şimdi derhal defol gözüm görmesin seni.  Hakkındaki hükmümü daha sonra vereceğim. Konstantiniyye'den bir yerlere ayrılmaya kalkayım demeyesin.

 

Yılların anlı şanlı serdarı Kemankeş Kara Mustafa Paşa '' Ya Rabbi şükür.  Buna da şükür.  Kellemi de aldırabilirdi.  Öyle görünüyor ki basit bir sürgünle kefeni yırttık'' Diye düşünerek çıktı Kubbe Altından ve  kendi konağına gitti.

 

Öldürülmekten kurtulduğunu zanneden Kara Mustafa Paşa gece karanlık çöktükten sonra konağının saray bostancıbaşısı ( Padişahın ve sarayın özel korumasını yapanlara bostancı denirdi. ) ve beş yüz adamının konağı kuşattığını görünce durumun hiç de zannettiği gibi olmadığını anladı.  Hemen kılık değiştirip eve misafir gelmiş biri gibi çıkmak ve kaçmak istediyse de bostancıbaşı ve adamları numarayı yemediler ve o gece Kemankeş Kara Mustafa Paşa boğularak öldürüldü. Padişahın onu neden hemen divan toplantısından sonra öldürmeyip bunu gece vakti yaptığı hiç anlaşılamadı ve olayda Kösem Sultanın parmağı olduğu iddia edildiyse de net bir delil yoktu bu konuda.

Cesedi bizzat kendisinin  yaptırdığı mezarında defnedildi.

 

Velhasılıkelam Kemankeş Kara Mustafa Paşa ava giderken avlanmıştı ama şurası de kesindir ki onu öldürtmek Padişah İbrahim'in yapabileceği en büyük hata idi.

RESİM: Kemankeş kara Mustafa Paşanın yaptırdığı pek çok eserden sadece biri olan Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii ( Sıvas- Yıldızeli )

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Deliriş İbrahim -4.bölüm- başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 26.02.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Bibero sorumluluğundadır. Sami Bibero hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2021 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.